Ama temizlik yalnızca bir partinin kendi içinden bazı isimleri ihraç etmesiyle sağlanabilir mi?

Bir kişi partisinden ihraç edildikten kısa süre sonra başka bir partide, geçmişi ve siyasi sorumlulukları yeterince sorgulanmadan yeniden siyaset yapabiliyorsa, ister istemez şu soruyu sormamız gerekir: Partiler değişince siyasi sorumluluk da mı değişiyor?

Çünkü parti değiştirmek, geçmişi değiştirmek değildir. Dün söylenen sözler, alınan tutumlar ve üstlenilen sorumluluklar, siyasi adres değişince ortadan kalkmaz. Elbette fikir ve parti değiştirmek demokratik bir haktır; fakat bu hak, kişinin geçmişiyle yüzleşme ve kamuoyuna karşı hesap verme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Temiz siyaset, geçmişi silmek değil, geçmişle yüzleşebilmektir.

Ne var ki siyasette temizlikten söz ediyorsak, yalnızca başka partiye geçenleri sorgulamak da yetmez. Aynı ölçüyü kendi tarafımıza uygulayabilmek gerekir. İnsan, kendi partisinin yanlışına da yanlış diyebilmelidir. Sırf “bizden” olduğu için yapılan bir hatayı, hatta açıkça kabul edilemez bir yanlışı savunmak siyasi sadakat değil, ilkenin aidiyete teslim edilmesidir. Çünkü siyasi çürüme yalnızca yanlış yapanlarla başlamaz; yanlışı gördüğü hâlde “bizdendir” diyerek savunanlarla, susanlarla ve meşrulaştıranlarla derinleşir.

İşte bu nedenle mesele, yalnızca kimin hangi partide olduğu değildir. Asıl mesele, herkes için aynı ahlaki ölçüyü koruyabilmektir. Doğru, kimden gelirse gelsin doğrudur; yanlış, kimden gelirse gelsin yanlıştır. Kendi tarafımıza başka, karşı tarafa başka bir ölçü uyguluyorsak savunduğumuz şey ilke değil, tarafgirliktir.

Partilerin tabelaları değişebilir, siyasi adresler değişebilir, insanlar fikir değiştirebilir. Ama siyasi etik değişmemelidir. Çünkü demokratik siyasette güven, insanların hangi partide olduğundan önce, hangi ilkelere bağlı kaldıklarıyla oluşur.

Bu yüzden gerçek bir siyasi temizlik istiyorsak, yalnızca başkasının yanlışını değil, kendi mahallimizdeki yanlışı da sorgulamalıyız. Çünkü siyaset, kendi tarafına karşı susup karşı tarafa karşı konuşmakla değil; aynı doğruyu herkese karşı savunabilmekle ahlaki bir zemine oturur.

Ve belki de temiz siyasetin en temel ölçüsü şudur:

Kendi tarafının yanlışına “yanlış”, karşı tarafın doğrusuna “doğru” diyemiyorsan; sen ilkeyi değil, tarafı savunuyorsun.

Siyasette asıl ihtiyaç, taraf değiştirmek değil; ölçüyü değiştirmemektir.