Geçtiğimiz günlerde bankacı bir dostumla ekonomi üzerine sohbet ediyorduk. Söz dönüp dolaşıp can sıkıcı faiz oranlarına geldi.

Kendisine sordum:

“Faiz bu kadar yüksekken Siirt’te hemşerilerimiz ne yapıyor? Parasını faize yatıranlar çok mu?”

Bir süre sustu.

Sonra şöyle dedi:

“Diyaeddin, parasını faize yatıran insanları bilsen, memleketin imajı adına üzülürsün. Kafana çeşitli soru işaretleri takılır.”

“Beni şaşırtacak bir isim söyle bari.”

“Vermem. Onun suç olduğunu en iyi bilenlerdensin.”

Ve konuyu kapattı.

Ama o cümle bende kapanmadı.

Çünkü mesele sadece kimin parasını faize yatırdığı değil.

Asıl soru şu:

Siirt’in parası nereye gidiyor?

Para sadece para değildir.

Bir şehrin ekonomisini insan bedenine benzetirsek, sermaye onun kanıdır. Kan dolaşımda olduğu sürece hayat vardır. Damarlar tıkandığında ise hayat yavaşlar. Sermaye de böyledir. Üretime, ticarete ve istihdama aktığında şehir canlanır; üretimden çekilip yalnızca faiz getirisine yöneldiğinde ekonomik damarlar kurur.

Para; fabrikadır, dükkândır, atölyedir, makinedir, istihdamdır. Genç bir insanın kuracağı işin sermayesidir. Bir şehrin üretim gücüdür.

Sermaye üretime gittiğinde iş doğar, istihdam doğar, şehir büyür.

Faize gittiğinde ise para üretimden uzaklaşır ve kendi başına kazanç üretmeye başlar.

Tam da burada faizin ekonomik boyutuyla karşı karşıya kalıyoruz.

Faiz, sermayeyi üretimden uzaklaştıran bir mekanizmadır. Üretici risk alır, emek verir, yatırım yapar, istihdam oluşturur. Yüksek faiz ortamında ise sermayenin üretime yatırım yapmak yerine faiz getirisine yönelmesi, üretimin ve girişimciliğin önünde ciddi bir engel oluşturabilir.

Fabrika kurmak isteyen sermaye arar.

İşini büyütmek isteyen finansman arar.

Genç bir girişimci “Bu işe girmeye değer mi?” diye düşünür.

Diğer tarafta para, üretime katılmadan getiri sağlayan bir alana çekilir.

Bu nedenle faiz yalnızca bir finans meselesi değildir.

Faiz; üretim, istihdam ve ekonomik kalkınma meselesidir.

Fakat bizim açımızdan mesele bundan da önce gelir.

İslam’ın faiz konusundaki hükmü açıktır: Faiz haramdır.

Bu hüküm, faiz oranının yüksekliğine veya düşüklüğüne, ekonomik şartlara veya piyasa koşullarına göre değişmez.

Tam da bu nedenle Siirt’i düşünürken mesele daha da anlamlı hale geliyor.

Siirt; medrese geleneği, âlimleri, evliyaları ve güçlü manevi hafızasıyla Evliyalar Diyarı diye anılan bir şehir.

Rahmetli Molla İzettin Kiraz’ı bu yüzden hatırlıyorum.

Faiz konusunda çok hassastı.

Allah rahmet eylesin.

Onun hassasiyeti bugün bize şu soruyu yeniden sordurmalı:

Biz parayı sadece çoğaltmak mı istiyoruz, yoksa helalinden kazanıp bereketlendirmek mi?

Çünkü kazancın değeri yalnızca miktarında değildir.

Nasıl kazandığımızda, nereye harcadığımızda ve geride ne bıraktığımızda da bir anlam vardır.

Bir insan parasını helalinden kazanıp üretime yönlendirdiğinde yalnızca kendi servetini büyütmez.

Bir iş yeri açar.

Bir gence iş verir.

Bir ailenin sofrasına katkı sunar.

Şehrinin ekonomisine güç katar.

İşte bereket biraz da budur.

Bu yüzden Siirt’in sermayesi Siirt’te kalmalı.

Fabrikaya dönüşmeli.

İşletmeye dönüşmeli.

Tarım ve hayvancılığa dönüşmeli.

Gençlerin iş kurma hayaline dönüşmeli.

İstihdama dönüşmeli.

Çünkü bir şehrin zenginliği, sadece bankalarda duran parayla değil; o paranın insanına, üretimine ve geleceğine ne kattığıyla ölçülür.

Bugün parasını üretime, ticarete, istihdama ve helal kazanca yönlendirenlere bin selam olsun.

Çünkü memleketi büyüten sermaye, kendi başına çoğalan değil; emeğe, üretime ve alın terine dönüşen sermayedir.

Mesele aslında çok basit:

Sermaye nereye giderse şehir de oraya gider.

Faize giderse üretimden uzaklaşır.

Üretime giderse istihdam olur.

Girişimciye giderse yeni işler doğar.

Gençlere ulaşırsa yeni umutlar yeşerir.

Bu yüzden artık şu soruyu daha yüksek sesle sormamız gerekiyor:

Siirt’in parası nereye yatırılıyor?

Çünkü bugün sermayemiz için yaptığımız tercih, yarın çocuklarımızın yaşayacağı Siirt’i belirleyecek.

Faiz değil, üretim.

Rant değil, emek.

Kolay kazanç değil, helal kazanç.

Siirt’e yakışan budur.

Allah Molla İzettin Kiraz’a rahmet eylesin.

Allah helalinden kazanan ve kazandığını şehrinin insanına faydaya dönüştürenlerin rızkına bereket versin.

Çünkü Siirt, Evliyalar Diyarı’dır. Böyle bir şehirde faiz ve tefecilik yalnızca çoğalmasıyla değil, konuşulması ve normalleştirilmesiyle bile bize ağır gelmelidir. Çünkü bu şehirde paranın da kazancın da bir ahlakı, bir ölçüsü ve bir bereketi olmalıdır. Ve o ahlak, sadece anlatılmamalı; yaşanmalı ve örnek alınmalıdır.