Bu haber kez okundu.

Dr. Şerif Demir'in Yazısı Zaman'da Yayınlandı
14 Mayıs 1950: Beyaz İhtilal ve Demokrasi Bayramı

II. Dünya Savaşı, savaşa girmemiş Türkiye'yi savaşa katılmış gibi derinden etkiledi.

Ekonomik, sosyal ve siyasal yapıda pek çok sorunlar çıktı. Bunun üstüne uluslararası gelişmelerin de etkisiyle Türkiye çok partili hayata geçiş hazırlığına başladı. 1946 seçimlerinin (Açık oy-Gizli tasnif yöntemiyle birlikte pek çok suiistimaller olmuştu) siyasetimizde kara bir leke gibi durması, gözleri 14 Mayıs 1950 seçimlerine çevirdi. VIII. Dönem Meclisi, çalışmalarını 24 Mart 1950'de tamamlarken genel seçimlerin 14 Mayıs 1950'de yapılmasına karar vererek, CHP ile DP arasındaki siyasi yarışı başlattı. CHP ile DP arasında (yer yer bürokratik hazımsızlıktan kaynaklanan sıkıntılar olsa da) sağduyulu bir seçim süreci yaşandı. 14 Mayıs'ta herhangi bir seçim ihlali yaşanmadı.

Oy verme saati sona erdiğinde CHP ve DP'de büyük bir merak ve endişe hâkimdi. Öncelikle yakın bölgelerin ve köylerin sonuçları gelmeye başladı. Seçim bürolarına ulaşan ilk sonuçlara göre CHP, az farkla da olsa önde görünüyordu. Lakin gece yarısına doğru gayri resmi sonuçlar açıklanmaya başladığında gerçek anlaşıldı. DP, büyük bir zafer kazanmıştı. En iyimser tahminlerde bile kimse DP'nin bu kadar büyük başarı kazanacağını beklemiyordu. Ankara'da büyük bir siyasi deprem yaşandı.



Seçim sonuçlarının belirmesiyle birlikte asker arasında bazı güçler, durumdan vazife çıkararak harekete geçtiler. 14 Mayıs gece yarısı I. Ordu komutanı Çankaya'ya çıkarak "seçimlere hile karıştırıldığı" iddiasına sığınarak DP iktidarını engellemeyi teklif eder, fakat Cumhurbaşkanı İnönü, askerin bu önerisine sıcak bakmaz. Haber DP'li yöneticilerin de kulağına gider ve on yıl sürecek bir endişe ortaya çıktı. Siyasetimizde asker faktörü ilk kez bu kadar önemli oluyor, ilk kez bu şekilde kendisini gösteriyordu.

CHP, 1946 yılında çok partili hayata geçmiş fakat tek parti yönetimine ait hukuki hazırlıkları ve kurumsal düzenlemeleri yapmamıştı. Bir anlamda CHP, 14 Mayıs seçimlerinden sonra da iktidarını sürdüreceğini düşündüğünden muhalefetin varlığına yönelik hiçbir çaba göstermemişti. 22 Mayıs'ta muhalefete düşen CHP, hazırlıksız ve oldukça şaşkın bir durumdaydı. Ayrıca CHP'nin hazırlattığı seçim kanunu marifetiyle % 53 oy alan DP, Meclis'in % 84'üne, CHP % 39 oy oranı ile Meclis'in % 14'üne sahip olması, ülkede yeni bir tek parti idaresi oluşturmaya son derece müsait bir zemin oluşturdu. Bir anlamda bu kadar güçlü bir iktidar CHP tarafından kendisi için düşünülmüştü, fakat 14 Mayıs hesapları bozdu.

14 MAYIS BİR ZİHNİYET DEVRİMİDİR

14 Mayıs seçim sonuçları neticesinde halkta büyük bir ümit ve iyimserlik, DP ve taraftarlarında coşkun bir sevinç vardı. Bazı CHP'li idareciler, DP yönetiminin sağduyulu tavrına rağmen, DP taraftarlarının sevinç gösterilerinden rahatsız olarak çeşitli şikâyetlerde bulunmuşlar ve DP'lilerin sevinç gösterilerini sınırlandırmalarını istemişlerdi.

CHP'lilerde, 14 Mayıs'ta bir yanlışın yapıldığı veya halkın aldatıldığı düşüncesi hâkimdi. İlk seçimlerde (3 Eylül 1950 yerel seçimler) yanlışlık düzeltilecek ve erken genel seçimlerle CHP iktidarı geri alacağı beklentisi içerisindeydi. CHP'li H.Cahit Yalçın'a göre; "14 Mayıs'ta başlayan şey demokrasi değil, hayal sukutudur. Gün geçtikçe bu hayal sukutu genişliyor ve derinleşiyor. Daha şimdiden efkâr-ı umumiyede pişmanlık el ile tutulur hale gelmiştir." Oysa 3 Eylül yerel seçim sonuçları da 14 Mayıs sonuçlarını tasdik eder nitelikte çıkacaktı.

DP'nin bu kadar büyük bir zafer kazanmasının birçok sebebi vardı. Bu durumun ortaya çıkmasında; CHP'nin uzun süredir ülkeyi tek başına yönetmesinden kaynaklanan iktidar yorgunluğu, DP'nin daha evvelki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası örneklerinden aldığı dersler ile halkın nabzını iyi tutarak izlenen akıllı bir seçim stratejisi sayılabilir. Dönemin üst düzey bazı CHP'li idarecilerinin, bu durumu konjonktürel gelişmelerle açıklayarak DP'nin çabasını ve başarısını görmezlikten gelme çabası içerisine girmeleri doğru değildir.

İktidarın demokratik şekilde değişmesi DP kurucusu Refik Koraltan'a göre "tam bir beyaz ihtilal"di. Halide Edip Adıvar da 14 Mayıs seçim sonuçlarından oldukça etkilenmiş, 14 Mayıs'ın "Demokrasi Bayramı" olarak kutlanmasını istemişti. 14 Mayıs için; "Beyaz", "Kansız İhtilal" veya "Demokra­si Bayramı" gibi tanımlamalar da yapılmaktadır. Menderes de 14 Mayıs'ın son derece önemli bir gün olduğunu düşünerek, "Bir devre son veren ve yeni bir devir açan müstesna ehemmiyette tarihi bir gün olarak daima anılacaktır." demektedir.

DP'lilerin tarifini ve tanımını yapmakta zorlandıkları 14 Mayıs hakkında, CHP'li kalemler önceleri sessizliği tercih ederler. 14 Mayıs hakkındaki övgü dolu ifadelerden rahatsız olan Hüseyin Cahit Yalçın, "Hakikat şudur ki ortada cidden beyaz, pembe hiçbir ihtilal yoktur" diye yazdı. 14 Mayıs'ın yabancı basında değer görmesi, ülkede ilgi görmesi üzerine Hüseyin Cahit Yalçın zamanın da etkisiyle daha sağduyulu bir yaklaşımla, "14 Mayıs bizleri birbirimizden ayıracak bir gün değil, bilakis bizleri aynı idealin, aynı imanlı mücahitleri halinde birleştirecek mesut bir gündür." dedi.

14 Mayıs 1950 seçimlerinin özellikle sonuçları ve siyaset üzerindeki etkileri düşünülürse son derece önemli bir değişim ve dönüşüm noktası olduğu bir gerçektir. Yalnız Menderes'in iddia ettiği gibi "inkılâp" olduğu tartışılabilir. Zira seçimler neticesinde sistem ya da rejim değişikliği meydana gelmediği gibi, 22 Mayıs'ta iktidarı devralan isimler ortalama en az 15 yıldır siyasetin içerisinde yer alan ve CHP'de çeşitli sorumluluklar üstlenmiş kişilerdi.

14 Mayıs, bir zihniyet devrimidir. Aslında inkılâbı merkezde değil, taşrada aramak gerekir. DP ile siyasete giren yeni insanlar ve taşralı orta sınıf, yerel ve ulusal yönetime talip olmuş ve Ankara siyasetine yeni bir soluk, yeni bir heyecan getirmiştir. (CHP'liler ve CHP'ye yakın kalemler bu insanları "çarıklılar", "Hasolar, Memolar" diyerek küçümsemişlerdi.)

14 Mayıs'la birlikte; halkın önemsendiği, değerlerinin göz önüne alındığı ve halk eksenli yeni bir anlayış doğdu. Öyle ki cumhurbaşkanının Çankaya'dan inerek halkın arasına karışması, halka kulak vererek isteklerini dinlemesi oldukça önemliydi. Halk yeni dönemi ve yeni dönemle birlikte değişimin, dönüşümün sembolü olarak DP'yi gördü ve sevdi. DP ve Genel Başkanı Adnan Menderes, halkla çok iyi bütünleşti. Menderes, Ankara siyasetinden ve CHP muhalefetinden bunaldığı her an kendisini kalabalıkların ortasına attı. Halk Menderes'i bağrına bastı ve DP'yi son ana kadar destekledi.

15 Mayıs'ta kimse ne yapacağını bilmiyordu. İktidar için teşekkül ettirilmiş CHP, tek parti devrine göre yetiştirilmiş basın, CHP'nin birer organı haline gelmiş bürokrasi ve devlet ile İnönü'yü özdeş gören askeriye. Türkiye, böyle bir değişime ne kadar hazırdı? CHP'liler de bu durumun farkında ve aşırı bir özgüvenle, DP'nin ülkeyi altı ay bile yönetemeyeceğini düşünüyorlardı.

CHP, çok partili hayata uyumda zorluk çekti. Emekli diplomatlar, paşalar ve yargı mensuplarıyla olan iletişimi devam etti. CHP, bürokrasiyle olan bağını kuvvetlendirerek sürdürdü. 1950 seçimlerinde yaşanılan mağlubiyet 1954 seçimlerinde hezimete dönüştü. Genel Başkan İnönü, bir yanda iktidara karşı diğer yanda partisi içerisinde büyük mücadele verdi. Zira 1954 seçimlerinde CHP'nin yaşadığı mağlubiyet, CHP'lileri büyük hayal kırıklığına uğratmanın ötesinde ümitsizliğe düşürdü. Öyle ki birçok CHP mensubu, partinin kapatılarak siyasetten çekilmesini bile teklif etmeye başladı.

DEMOKRAT PARTİNİN SEÇİLMESİ 27 MAYIS'I TETİKLEDİ Mİ?

14 Mayıs ne kadar önemliyse siyasi tarihimizde, 27 Mayıs da o kadar önemlidir. Öncelikle sonuçları itibarıyla birbirinin zıddı olan bu günler sebep-sonuç itibarıyla da birbirlerine bağlıdırlar. 27 Mayıs'ın sebeplerinin oluşmaya başladığı gün 14 Mayıs seçim gecesi askerin durumdan vazife çıkarmasıdır, 29 Mayıs 1950 Menderes'in ilk hükümet programını Meclis'te okumasıdır. CHP uzantısı bürokrasinin tasfiye edilmesidir.

DP iktidarıyla birlikte sosyal ve siyasal yapıda meydana gelen gelişmeler, güç dengelerinde meydana gelen gelişmeler, basının-muhalefetin tek parti dönemini unutarak adeta yeni bir sayfayla yeni bir dönemin başladığını düşünerek hükümete karşı amansız eleştirileri siyasi huzursuzluklara sebep oldu. DP iktidarının özellikle 1954 seçimleri sonrasında gerek şiddet eğimli politikaları, DP içerisindeki bölünmeye ve ülkedeki kutuplaşmanın derinleşmesine yol açtı. Bu durum, gerginliğin tırmanmasına ve siyasi huzursuzlukların krize dönüşmesine sebep oldu.

İsmet İnönü gibi Milli Mücadele'de en önde yer almış, Lozan'da bulunmuş, yıllarca başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapmış bir liderin ülke üzerindeki etkisiyle, DP iktidarı kendisini hiçbir zaman güvende hissetmemişti. Bu durumu, 6 Haziran 1950'de bir albayın ihbarıyla bir anda ordu üst düzey komuta kadrosu emekli edilirken veya 9 subay hadisesinde veya 21 Mayıs 1960 Harbiye yürüyüşünde görmek mümkündür. Menderes, bilinçaltında İnönü ve asker fobisini hissetse de Mehmetçiğin kendisine silah çevirebilmesine hiçbir zaman ihtimal vermedi.

27 Mayıs'a gidilirken DP'nin pek çok hataları vardır. Bu yanlışlar Yassıada mahkemesinde detaylı bir şekilde araştırılmış ve yargılamalar yapılmıştır. Bedeli her ne pahasına olursa olsun ödenmişti. Peki, bu süreç içerisinde CHP nerede? Tahkikat Komisyonu'na CHP'nin bu kadar tepki göstermesi normal midir? DP'nin karşısında basının-bürokrasinin-üniversitenin ve ordunun ittifak ederek mücadele etmesi 27 Mayıs'ın neresindedir?

27 Mayıs'la birlikte on yıllık DP dönemi sona erdi. Lakin siyasetimizdeki huzursuzluklar bitmedi. Ülke, askerî müdahaleler, cuntalar, idamlar, muhtıralar ve iç savaş ihtimaliyle karşı karşıya geldi. Süreç her on yılda bir askerin siyaset üzerine çökerek vesayet rejimini alışkanlık haline getiren yeni bir gelenek başlattı.

Günümüzde pek çok insanın alkış tuttuğu 1961 Anayasası, bu şartlar altında hazırlandı. DP'liler ve DP'ye gönül veren geniş halk kitlelerinin temsil edilmediği bir komisyon tarafından hazırlanan 1961 Anayasası'nın, demokratik ve özgürlük yönü de tartışılabilir. Bürokrasi bünyesinde yapılan tasfiye ile devlete sahip olanlar kendi iktidarlarını baki kılacak adımlarla ülkenin demokratik zeminini kaydırmışlar ve bugüne kadar devam eden siyasi ve hukuki sorunların temelini oluşturmuşlardır.

14 Mayıs'ın açtığı yeni anlayış yani "Beyaz İhtilal" 27 Mayıs ihtilaline kadar önemini korudu. 27 Mayıs ile birlikte siyasette yeni bir dönem ve yeni bir bayram; Hürriyet ve Anayasa Bayramı kutlanmaya başladı. 27 Mayısçıların bayramı da bir başka askerî müdahale ile 12 Eylül 1980 darbesiyle son buldu.

*Yrd. Doç. Dr., Siirt Üniversitesi Öğretim Üyesi, "Türk Siyasi Tarihinde Adnan Menderes" kitabının yazarı

Siirt Manşet / Fecri Barlık

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner359

banner362