Daha yaralarımızı sarmaya devam ederken şimdi başka bir soruyla yüzleşmek zorundayız: Olası bir savaş durumuna ne kadar hazırız?
Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye’miz, etrafındaki ateş çemberine rağmen güçlü diplomasi, köklü tarihi tecrübesi ve engin devlet aklıyla bugüne kadar bizi büyük bir savaştan uzak tutmayı başardı. Buna şükrediyoruz, emeği geçenlere de dua. Ancak bölgemizde risklerin her geçen gün arttığı da ortada. Özellikle terör devleti İsrail’in kudurmuş Arz-ı Mevud ideali ve Epstein dosyalarıyla esir aldığı Amerika Birleşik Devletleri desteğiyle dünya her geçen gün daha da gergin bir hale geliyor.
Devletimizin ve hükümetimizin savunma sanayinde attığı adımlar güven veriyor, huzur içinde yaşatıyor. Ama mesele sadece tank, uçak, füze meselesi değil. Savaşta ya da büyük bir felakette sivil halkın nasıl hazırlanacağı ve korunacağı da en az bunun kadar önemli.
Nitekim 7 Kasım 2025’te yayımlanan Sığınak Yönetmeliği bu konuda da hükümetin gerekli ve önemli analizleri yaptığı görülmektedir.
Son düzenlemenin öne çıkan en önemli maddesi 10’dan fazla dairesi olan binalara sığınağın zorunlu hale getirilmesidir.
Kamu binalarındaki sığınaklara jeneratör, iletişim altyapısı ve acil durum ekipmanları gibi şartlar getirilmesi de diğer önemli düzenlemedir.
Modern şehirlerde sığınak sadece savaş için yapılmaz. Büyük afetlerde, panik anlarında ya da olağanüstü durumlarda insanların kısa süreli güvenle sığınabileceği alanlar olarak planlanır. Yer altı otoparkları, metro istasyonları, tüneller ve büyük kamusal alanlar bu amaçla tasarlanır.
Şimdi gelelim bizi ilgilendiren asıl soruya…
Siirt’timzide durum ne?
Hepimiz biliyoruz ki birçok apartmanda projede görünen “sığınak” zamanla depo oluyor, kiler oluyor, eşya odası oluyor. Bodrum katları kiraya veriliyor, otoparklar farklı amaçlarla kullanılıyor. Ve kilitli duruyor. Yani kağıt üzerinde sığınak var ama gerçekte yok.
Oysa gerçek bir sığınak öyle boş bir oda değildir. Kalın beton duvarı olur, özel havalandırması olur, acil durumda kullanılacak elektrik, iletişim ve çıkış sistemi olur. Ama bizde çoğu yerde sığınak denince akla bodrumdaki boş oda geliyor. Hatta daire alınırken mutfak dolaplarının kulpu kadar bile merak edilmez.
Yaklaşık 150 bin insanın yaşadığı Siirt’te şu soruları dürüstçe kendimize sormamız ve takipçisi olmamız gerekiyor:
Yeni yapılan binalarda gerçekten işlevsel sığınak var mı?
Varsa gerçekten sığınak olarak mı duruyor?
Şehir merkezinde insanların acil durumda sığınabileceği geniş ve güvenli alanlarımız var mı?
Eski binalarda sığınak olarak düzenlenebilecek alan var mı?
Büyük şehirlerde metro istasyonları, tüneller ve yer altı otoparkları acil durum sığınakları olarak planlanıyor. Bizde ise metro yok, tünel yok. Yer altı otoparkı desen o da yok gibi.
Allah korusun; şehir merkezinde büyük bir felaket yaşansa insanlar nereye sığınacak?
Ne yazık ki Siirt’te uzun yıllardır belediyecilik kimlik, etnik yapı, bölgesel ayırım, aşiretçilik ve particilik anlayışı ile günü kurtarma üzerine kurulu oldu.
Şehrin geleceğini planlamak yerine günübirlik işler ve algı yönetimiyle vakit geçirildi. Normal zamanlarda bile sorun çözebilme kabiliyeti düşük bir belediyecilik anlayışından, olağanüstü durumları planlamasını beklemek aşır iyimserlik olur...
Ama artık bu konular konuşulmak zorunda.
Siirt’in daha güvenli bir şehir olması için acilen:
Yeni binalarda gerçek anlamda sığınakların yapılması,
Mevcut sığınakların depo ve ticari alan olmaktan çıkarılıp denetlenmesi,
Bodrum katların kontrolsüz kiralanmasının önüne geçilmesi,
Yer altı otoparklarının artırılması ve acil durum planlarına dahil edilmesi gerekiyor.
Çünkü insan hayatı gibi şehir güvenliği de tesadüfe bırakılamaz.
Güvenli şehirler; planlama, denetim ve sorumlulukla kurulur.
Şimdi tekrar soralım:
Ey Siirt… Sığınaklarında durum nedir?