Keçi sürüleri içinde, Honamlı denilen damızlık keçilere tek tük rastlanıyor.

Keçi sağmak, davar gütmek. Yörük dünyasında tabirler genellikle böyle. Aynı hayvandan bahsediyorlar ama sağarken keçi, otlatırken davar denmesi birer deyim haline gelmiş. Kadınlarla epeyce sohbet ettikten sonra onları keçi sağmakla baş başa bırakıp çadıra dönüyoruz.

Sofra kurulup saç kavurmalar gelinceyekadar çadırdaki sohbet devam ediyor. Bir ara sağma işini bitirip çadırın yanına dönen kadınların arasına gidip sohbet ediyoruz, bir ara da 11 yaşındaki Halil'le biraz ilerilere açılıp fotoğraf çekiyoruz. Yani çadırda erkekleri, dışarıda kadınları, bir de çocuğu dinliyoruz.

Çadırdaki sohbetten;
Bu yörede Manavlı (Manavgat), Bozahmetli, Sarıkeçili, Antalyalı Yörükler yaşıyor. Tepenin arka tarafı, yani Akdeniz yamacı Manavgat yöresi. Her Yörük boyundan grupların bulunduğu iki il var, Adana ve Antalya. Hayvanlar etraftaki göletlerden sulanıyor, kendileri için de yakınlardaki sarnıçlardan, traktör arkasında tanklarla su taşıyorlar. Keçideki küpe sayısına göre devletten teşvik alıyorlar. Burada sürü, kurt kapması ya da hastalık sonucu telef olabiliyor. Yakın günlerde, bir gecede kurt kapması sonucu 25 tane hayvan ölmüş. "Kurt iner, onlarca hayvanı öldürür ama yemez, içlerinden yiyeceği sadece bir tanedir" diyorlar. Bu da ayrı bir trajedi olsa gerek.

200'ün üzerinde Sarıkeçili ailesinin iskân için başvurduğunu, bunlardan 86 hanenin kabul edildiğini belirten Sarıkeçili temsilcileri, eğitim-sağlık başta olmak üzere her türlü yaşamsal sorunları nedeniyle yerleşik hayata geçmeyi tercih ettiklerini söylüyorlar. Yerleşik hayata geçme başvurusunda, bir günlük geçici sigorta yaptırmış olsalar bile bunun elenme nedeni sayıldığını, bu haksızlığın giderilmesi gerektiğini vurguluyorlar.

Yaptıkları evlilikler genellikle iç evlilik ama sakat doğuma pek rastlanmıyor. Bu konuyu Güneydoğu Göçerlerinde de böyle görmüştük. Sosyolojik bağlamda incelenmesi gerekli bir detay.

Çadırın dışındaki, kapı büyüklüğünde güneş paneli dikkatimizi çekiyor. Buradan elektrik üretiyorlar. Çadırın içinde televizyon ise alt başta yerini almış, onları uygar dünyayla buluşturuyor.

Taşlardan oluşmuş ocak üzerinde pişmekte olan saç kavurma dikkatimizi çekiyor. Misafirleri için öğlen yemeği hazırlığındalar. Bu işin başında bilhassa erkekler görev almış.


Kadınları dinliyoruz sonra;
Bizde diyorlar, esas çoban kadınlardır. Erkekler de günlük şehir ihtiyacını görüyorlar. Kadınlar davar güder, ekmek yapar, keçi sağar. Sabah beşte kalkar kahvaltı hazırlar, anne ve oğlağı ayırır, sonra davara gider (otlatma), geldikten sonra öğlen yemeği, bir saat dinlenme, sonra keçi sağma, tekrar davara gitme (yaylım), hava kararıyorken evde olurlar, davar uykuya geçer, kadınlar sağılan sütü işler. Sütü işlerken önce makineden geçirip yağı alır, kalan sütü peynir yapar. Akşam iş bittiğinde uyku zamanı gelmiştir, gece 11-12 gibi uyurlar. Uyku bize kıttır diyorlar. Göç zamanı, göç yollarında keçi sağılmıyor, oğlak emiyor sadece. Bahar zamanı zor oluyor çünkü ekinler falan var, zarar verince ceza geliyor.
Böyle anlatıyor Yörük kadını, günlüğünü.

Bir de Yörük çocuk Halil'e kulak veriyoruz.
Çok sağlıklı ve oldukça uyanık duruyor. Cin gibi derler ya işte öyle Halilcik. Çok da sevimli. 11 yaşında. Okula gidiyor ama göç zamanlarında telafi edemiyor, eğitim açığı yaşıyor.
Söylediklerini onun şivesiyle vermeye çalışsam da pek tutturamamış olabilirim. Bir hızla, bir şevkle anlatıyor ki başını okşayıp sevmemek elde değil:
"Şimdi burdan göccemizde, arabanın içine lazım olanları goyyoz, kalan eşyayı burda tanıdıklara bırakıyoz. Yolda giderkene akşam oldumu çadırlarımızı gonduruyoz, gece birimiz ikimiz davarın önüne yatıyoz, davar bölünmesin diye, davar bölündü mü toplamak zor da ondan, sabah oldumu da başka yurda gonuyoz."

***
Biz bu ülkedeki tüm üretici kesimleri seviyoruz. Yörükleri de. Onların kültürlerinin korunması, üretimlerinin desteklenmesi, yaşamsal sorunlarına eğilmekten geçer. Ve bu kazanımlar bize gerek toplumsal gerek kişisel manada artı değer olarak döner.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ŞÜKRÜ ÖZSAN 3 yıl önce

prof. dr. saim sakaoğlu'nun yanlış hatırlamıyorsam asistanlığı döneminde ki notlarında yer alan , bingöl ve bitlis'in dağlarında ki göçerlerle ilgili anılarını da okumanızı şiddetle öneririm. :)

banner359

banner362