Vücudumuzun içinde bağışıklık sistemi adı verilen şaşırtıcı ve bir o kadar da ilginç savunma mekanizması vardır. Bağışıklık sistemi insanoğlunu "mikrop" diye tanımlanan, enfeksiyona yol açabilen virüs, bakteri, mantar ve parazit gibi mikro organizmaların zarar verici etkilerine karşı korur.

Bağışıklık sisteminin görevi; öncelikle bu zararlı mikropların vücuda girmelerini engellemektir. Ancak bunlar bir şekilde vücuda girmiş ise, vücuda girdikleri yerde onları yok etmek, yayılmalarını engellemek ya da geciktirmektir. Bağışıklık sistemi bu görevlerini, yaşam süresi boyunca sürdürür. Ancak, bu sistem zayıflamışsa, hem girecek mikropları engelleyemez, hem de giren mikropları yok etmesi mümkün olamaz.

İnsan vücudunun bağışıklık sistemi kısaca budur.

Milletler ve devletler de, bu hususta canlılara benziyor. Onların da bağışıklık sistemleri vardır. Dışardan gelen saldırılara karşı bağışıklık sistemi zayıflamış veya yok olmuş milletler de, tarih sayfalarından silinmeye mahkûm olmuştur.

Milletlerin bağışıklık sistemler; kendilerini diğerlerinden ayırtan, yahut o milleti farklı bir millet yapan kendi değerleridir.

Bunlar, milletlerin birlik, beraberlik ve toplumsal dayanışma içerisinde yaşamasını, kendi kimliğiyle tarih sahnesinde yer almasını sağlamaktadır. Milletler, söz konusu değerleri gelecek nesillere miras olarak aktardığı sürece kendi kimlikleriyle varlıklarını sürdürürler.

Toplumumuzun bağışıklık sisteminin zayıfladığı iddiaları yanlış mı?
Terör, soygun, kapkaç, yolsuzluk, hırsızlık gibi mikroplar vücudumuza nasıl girdi?
Bir şekilde girebildiler ise, bunları yok edebilecek bağışıklık sistemimiz nerede?
Son yıllarda; “ Ne oldu bize? Bu sıkıntılardan nasıl kurtuluruz?” gibi endişe ve arayışların bile çıkmazda olması nasıl izah edilecek?
Bir şeyleri kaybettiğimiz kesin. Ama ne?

Bu konunun, ideolojik kaygılar duymadan ve ortaya çıkabilecek sonuçlardan korkmadan, bilimsel olarak araştırılması zamanı çoktan geçmiştir.
Yaşlanmış anne-babalarını huzur evlerine bırakan varlıklı çocuklar…

Kimi, niçin öldürdüğünü bilmeden rast gele bomba patlatan insan sûretinde robotlar…
Milyonlarca insanın kanı ve acıları üzerinde servet yapan hortumcular…
İtimat, vefa ve sevginin kalmadığı ruhsuz insan ilişkileri…

En acı doğal afet veya katliam görüntülerini, film seyreder gibi izleyebilme duygusuzluğu…
Belki de, neleri kaybettiğimizi biliyoruz. Sanki, gerçeklerle yüzleşmek hiç işimize gelmiyor.
Geç uyanıyoruz diyeceğim ama, uyandığımız bile şüpheli.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner359

banner362