Nur Dağı derin ve mânâlı bir sessizliğe bürünmüştü. O civarda her şey de onunla birlikte sessiz ve sâkindi. Konuşulacakları kimbilir dinlemek, söylenenleri âdeta duyabilmek eşsiz mazhariyetine ermek için... Konuşacak olan ile dinleyene belki de hürmet için...

Beklenen an gelmişti.

Vahiy meleği Cebrâil (a.s.) bu ıssız ve karanlık gecede, güzel bir insan suretinde, etrafa ışıl ışıl nûrlar saçarak göz kamaştırıcı bir aydınlıkla Kâinatın Efendisine (asm) göründü. Tatlı fakat gür bir sadâ ile hitap etti:

"Oku!"

Kâinatın Efendisini (asm) hayret ve korku sardı. Yüreği ürperiyordu!

"Ben okuma bilmem." diye cevap verdi.

Hazret-i Cebrâil (as), kendilerini kucakladı ve sıkıp bıraktıktan sonra, tekrar,

"Oku!" diye seslendi.

Fahr-i Kâinat (asm) aynı cevabı verdi:

"Ben okuma bilmem!"

Hazret-i Cebrâil (as), ikinci kere Kâinatın Efendisini kucakladı ve sıkıp bıraktıktan sonra yine seslendi:

"Oku!"

Bu sefer Fahr-i Kâinat:

"Ben okuma bilmem, söyle ne okuyayım?" dedi.

Bunun üzerine melek, Allah'tan aldığı ve Resûlüne teslim etmeye geldiği Alâk Sûresinin ilk ayetlerini başından sonuna kadar okudu:

"Yaratan Rabbinin ismiyle oku. O Rabbin ki, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku. Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, insana kalemle yazmayı öğretendir." (1)

Eğer ben bu satırları yazabiliyor ve sizler de şu an okuyabiliyorsanız ne mutlu bize. Peygamber Efendimize gelen ilk vahiyi gerçekleştirmiş olmanın sevincini şimdi paylaşıyor olmalısınız benimle. Hz. Ali’nin “ Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözünü hepimiz adımız gibi biliriz. Bizlere bir harf değil alfabemizi öğreten öğretmenlerimize 1160 yıl borçluyuz. Ömrümüzün bile yetemeyeceği bir kölelik yılıyla karşı karşıyayız. Peki öğretmenlerimize gereken değeri veriyor muyuz tartışılır.

Her gün oğlumu almaya gittiğimde, sınıftaki çocukların çığlıkları koridoru doldurduğunda, Allah sabır versin bizler bir çocukla baş edemezken onlar en az 20 çocukla ilgilenip üstüne okumayı öğretiyorlar diye geçirdiğim olmuyor değil hani.

Ya sınıf öğretmenlerimiz köy kasaba kar kış demeden memleketimizin doğu batı ayırmadan zor şartlarına rağmen kesintisiz eğitim vermeye devam etmeleri takdir edilecek bir durum. Bazen programlarda denk geldiğimde, köprüsü olmayan köylere dereden geçip gittiklerini anlattıklarında ne kadar özveri gerektiren bir meslek olduğunu defalarca anlıyorum.

Ne söylesek ne yazsak az biliyorum. Günümüzün çoğu zamanını sizlerin yanlarınızda geçirdik. Kar kış demeden koşarak geldik çoğu zaman sevginizin karşısında ısınarak. Dünyaya açılan pencereleri sizler gösterdiniz tek tek minik yüreklerimize. ellerimize yakışan kalemlerimizin ucuna sonsuz hayalleri yapıştıran, dostluk kavramlarını pekiştiren, bir tutam sevgi, özveri, içtenlik katan kocaman yüreğinizle sizlerdiniz. Yarınlarımızı aydınlatan ve esirlikten kurtardığınız hayatlarımızı sizlere borçluyuz.

Şimdi sizlere dünyanın bütün çiçeklerinizi getirecek olsam yetersiz kalır parlayan yüreğinize. Ellerinizi öpmeye ve 1160 yıllık kölelik yaşantımı vermeye hazırım. İlk okul öğretmenlerim Gülden Sezenler, Nevin Yalçın, gelişim dönemlerimdeki orta okul ve lise öğretmenlerime, meslek hayatımın temelini atan üniversite öğretmenlerime sonsuz teşekkür ve saygılarımı sunuyorum.

(1)
http://www.sorularlaislamiyet.com/article/16074/hazreti-peygambere-sav-ilk-vahyin-indigi-magara-ile-hicret-esnasinda-hazreti-ebubekir-ra-ile-saklandigi-magara-ayni-midir.html
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
idris sarar aşkım siirt 7 yıl önce

Yine Affetmiyor.. Şık bir hareketle sıyrıldı.. Döndü saqa
Atak devam ediyor
Ceza alanı içinde
Kaleyi düşünüyor

banner359

banner362