2)- Oruç insanı sabır, tahammül ve sebata alıştırır. Bela ve musibetlere karşı takviye eder. Temkinli ve kararlı bir Müslüman her sahada mutlaka muvaffak olur.

Sabırsız ve sebatsız, her istediğini o anda bulmak, yemek, içmek derdi ile yaşayan insanlardan gerek din, gerekse cemiyete fayda ve hayır gelmez, İslamiyet ve insaniyet, sabırlı, sebatlı, temkinli ve kararlı insanlara muhtaçtır.

Hatta insanın yaratılış gayesi olan kısaca ‘’İbadet’’ diye ifade edilen Allah’ı tanıyıp onun emrettiklerini yapmak ve yasak ettiği şeylerden kaçınmak, ancak sabrı öğrenmek ve sabır duygusunu uygulamakla mümkündür. Zira mukaddes dinimize göre insan üç sabırla mükelleftir.

a)- Taata karşı sabır:

Yani yüce mevlamızın ezeli ilmiyle bizim faydamız için. dünya ve ahiret saadetimiz için emrettiği her şeyi kabullenip, ittiat etmek, bu hususta nefse zarar gelse bile sabır kuvvetini kullanarak emre itaat etmeye devam etmek…


b)- Masiyete karşı sabır :

Yani nefis, çevre, cinni ve insi şeytanlar bizi isyana, günaha ve yüce yaratıcının yasaklarını tanımamaya teşvik etseler bile, sabır kuvvetiyle bunlara karşı dayanmak ve günaha girmemek için sonuna kadar sabır kuvveti kullanmak…

c)- Musibete karşı sabır :

Yani zeval, firak ve ayrılışlarla dolu olan ve bir imtihan yeri hükmünde olan bu fani dünyada Allah’ın takdir ve iradesiyle karşımıza çıkan her musibet, hastalık vefat v.b. hallere karşı sabırlı olmak musibet, hastalık ve belaların uhrevi neticelerini düşünerek yaradanın takdirine razı olmak, ona teslim olmak, ona asi olmamak…

İşte oruç bu faziletlerin temininde çok faydalıdır. Senede hiç olmasa Ramazan boyunca mahrumiyetlere alışan kimse yeri gelince her hususta sabretmeyi bilecektir.

3)- Oruç, doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurarak sahibine aczini zaifliğini, fakirliğini ve her nefes Allah’ın vereceği kuvvet ve kudrete ne kadar muhtaç olduğunu gösterir. ‘’Kul’’ olduğunu bildirir.

Sıhhat ve afiyetin, tokluk ve kuvvetin verdiği cesaretle insanlar aşırı gurur ve gaflete düşerler.
Biz yapıyoruz, biz ediyoruz, biz yaratıyoruz, bu mülk bizimdir diyecek kadar cehalet ve gaflete düşüp mahiyetindeki hadsiz aczi, nihayetsiz fakrı, gayet derecedeki kusurunu göremez ve görmek istemez.

Hem ne kadar zaif ve zevala maruz ve musibetlere hedef bulunduğunu ve çabuk bozulur, dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu düşünmez… Adeta polattan bir vücudu var gibi, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi kendini ebedi tahayyül edercesine dünyaya sarılır.

Aşırı bir hırs, bir istek ile ve şiddetli alaka ve muhabbetle dünyaya atılır. Hem kendini büyük bir şefkatle terbiye eden yaradanını unutur. Hem yaradılış gayesi ve ebedi hayatını düşünmez, kötü ahlak ve kötü davranışlar içinde yuvarlanır.

Halbuki oruç tutan bir Müslüman, bir gün yemeyip, içmemekle bile ne derece aciz ve muhtaç olduğunu idrak edecektir.

Oruçlu Müslüman açlık vasıtasıyla midesini düşünüyor. Midesindeki ihtiyacını anlıyor.
Zaif vücudu ne derece çürük olduğunu hatırlıyor. Akşama doğru bilhassa uzun ve sıcak günlerde rengi sararıp, dudakları kurumaya, belinden derman biraz olsun kesilmeye başlayınca, ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu fark eder.

Nefsin firavunluğunu bırakıp, tam bit acz ve fakr ile Allah’ın yüce dergahına ilticaya bir arzu hisseder.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner359

banner362