Bundan sonraki yazılarımda cesur yazarların başvurduğu kişisel zaaflarını ifşa ederek gerçeği açıklama yöntemini pek seçmeyeceğim. Bunu başkasına malzeme olmayayım kaygısıyla yapmadığımı peşinen söylemeliyim. Değerli okurlar dikkat ederse, birçoğumuzun kaçındığı, hatasını saklayıp kendini kusursuz gösterme çabasını ne kadar komik ve zavallıca bulduğumu, bunu bizzat kendimdeki kusurları olabildiğince natürel gösterdiğimi bilir. Zaten değerli okuyucunun hoşuna giden de budur. Kimse akıl hocalığını sevmez. Hele hele akıl hocalığının sürüyle olduğu bu zamanda kendini kusursuz sereni hiç sevmez. Hele hele imaj çağının insanı el üstünde oynattığı bir zamanda “öyle görünmenin öyle olmanın” kendisine tercih edildiği, bunaltıcı kişiliklerin kol gezdiği bir zeminde imajı çizdirmeyeyim kaygısını takmadığımı bilirsiniz. Sözün tesirini Allah halk eder, bu doğru; ve en tesirli söz de kusurunu, eksikliğini bilenin sözü… İşte definem bu.. Onlarca arkadaş, akraba, dost ve tanıdığın  yorumlarının güzelliğini buna bağlıyorum.

Uzun zamandır orada duran Zillet yazısından o kadar muzdaribim ve bunun bendeki rahatsızlığını söylemeliyim. En az haftada bir yazı, hiç olmazsa ayda bir yazıyı zemine yazayım diye kendime bir ödev ve söz vermiştim. Bu olmayınca tabi anlarsınız. Hele hele önceden hesap etmediğim, hiç tanımadığım birkaç okuyucunun ve sevgili editörün gönülden istekleri de eklenince neden elimin iştahla kaleme gidip yazmadığını derin derin düşününce yeni yeni fark ettiğim birkaç durumun yazmaktan beni men ettiğini fark ettim.

Ekmeğin istendiği yerde ekmek vermek, tahtanın lazım olduğu yerde demir vermek misali yazmak;

Acının  kaynağının haksızlıklar olduğu bir yerde başka konular yazmak canımı sıkıyormuş. En son neden yazmayı bıraktın diye soran bir akrabama tembellik desem de tek ve en büyük neden bu değildi. İçimi en çok yakan konuları bana bir şey olmasın kaygısıyla yazamamak ve meselenin tam özüne dokunacakken bilerek yapamamak, meğer yazma heyecanına dokunuyormuş. Özgür bir ruhun zenginliğini en çok konuşturduğu yer yazı olmalı. Ancak özgür ruhlu ve kaleminin ucunun değdiği yerlerden korkmayan bir ruhun kalemi tesir eder.

Eğer gerçekleri yazarken memuriyetin yönetmelik halkalarıyla bağlıysanız istediğiniz gibi yazamazsınız.

Eğer tam yazacakken bir cümleden hayatları perişan edilen hikayeler duymuşsanız istediğiniz gibi yazamazsınız.

Eğer tam yazacakken aklınızda mazlumların sesine rağmen ben başka bir şey yazayım derseniz kaleminiz samimiyetsizliğinizi ele verir. Yazsanız bile yazmış olmak için yazarsınız. Kalbinin değil de boğazının sesinden çıkmış bir yazı da kalbe girmez boğaza kadar gider. Sözünüz nereden çıkıyorsa oraya varır.

Söz unutur yazı unutmaz derler. Yazının yüzyıllar süren etkisi, taşa yazılmışlık gibi büyük etkisi ve sorumluluğu var. İlle de içinizden çıkmış olması lazım ki yazınız hayatınıza şahit olsun, hayatınız da yazınıza şahit olsun.

Hayatını yazdıklarına şahit tutmayan bir yazı o kadar kuru ki! Düşünün, yazıyorsunuz ama yazdığınızı yaşamıyorsunuz. Ben yaşadığını yazmaktan ziyade, yazdığını yaşamak gerektiğine inanıyorum.

Ama yazmanın en güzel olanı da işte tam da bunları düşündürmüş olması. İşin iç yüzünün dışa vurumudur.

Bir de şöyle bir durum var. Bazen aşırı mütevazilik kibirden kaynaklanabiliyor. Bir hakikat esas alınıp bunun daha iyi anlaşılabilmesi için kendinden örnek vermek ayrı; kendini esas alıp mütevazilik perdesiyle hakikati anlatmak ayrı. Eğer bir şeyin gerçek bir meyve vermesini istiyorsam ben’i aradan çıkarmalıyım. Gizliden gizliye kalbimden: “yazılarını okuyanlar, ne kadar samimi ve alçakgönüllü biridir” diye geçiriyorsam, elimi kalemime götüren niyeti bir daha sorgulamalıyım. İnsanların hakikat konusunda ne der, nasıl düşünür, nasıl anlatabilirim kaygısı öncelikli olmalı. Kısaca anlatan perde olmamalı…

İşte sevgili dostlarım… Sözü uzatmamak, kısa anlatmak en güzel olanıdır. Uzattıysam kusura bakmayın. Bunu kalemimin toyluğuna verin. Köşeyi uzun aralıklarla boş bırakmam bilinçli bir tercih değildi. Bu içimdeki sarp yokuşları aşmış anımdan çıkan his ve düşünceleri yazacağım inşallah. O zaman kendimle de daha barışık olurum. Haftada ya da hiç olmazsa ayda bir defa, bir şeyler karalayacağım demeyeceğim ama ömürde bir defa bile olsa ruhumun takviminde bu yokuşların aşıldığı anlarda gelen yazının, içimden gelmeyen ciltlerce kitaptan daha değerli olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Hep gülümseyerek kalmanız dileğiyle…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ejir 7 yıl önce

yüreğinize ve kaleminize sağlık, yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyorum. saygılarımla...

Avatar
ömer by 7 yıl önce

samimiyet kokan bir yazı yazamamanın muzdaripliğini az da olsa bir dönem yaşadım kötü bir his hep, ''yazmam gerek ve ama içimden gelmeli değil mi yazmak için yazılmaz'' hisleri arasında gidip geldim ama güzel olmuş dönüşün kalemine sağlık....

Avatar
mahmut toprak 6 yıl önce

seninle hele bir yol oturalım kardeşim.canını çok sıkmışlar senin, belli...

Avatar
yakup adıyaman 6 yıl önce

"...en son neden yazmayı bıraktın diye soran bir akrabama..." hocam daha yazmaya başlamadınız ki yazmayı bıraktım diyorsunuz; bir bebek misali yürüdüğünü zannediyor ama yaptığı sadece iki ayağı üzerinde durmayı deniyor, daha o adımlar çok yol kat edecek. onun için siz yazmayı bırakmadınız siz daha "gerçek" yazıları yazmadınız sadece ısınma hareketleri yapıyorsunuz, uzunmaratona başlamadan önce... vesselam

Avatar
Yunus Fidan 6 yıl önce

saygideğer hocam,öncelikle samimiyetinize hayran olduğumu bilmenizi isterim.insani var eden kisinin kendi karakterini olduğu gibi yansitmsi değil midir,içinden geldiği gibi saf ve duru...bunun dişinda kalanlarsa zamanin kirli düzenine uyan satilik beyinler ve aldanmiş ruhlar yaşadiğini sanan ama varlik deryasindan nasibini almayan...yazilarinizin devamini merakla bekliyorum hocam kendinize iyi bakin Allah yar ve yardimciniz olsun.

Avatar
şerafettin polat 6 yıl önce

serkan hocam yazınızı baştan sona büyük bir zevkle okudum yazamıyorum başlığı altındaki bilgi deryanızı insanlar için mürekkebiniz yettiğince yazın ,bittiğinde diliniz döndüğünce devam edin ki yazıyorum diye geçinip insanları yanlışlıklara sürükleyen insanlara sizin gibi fikir insanlarının kalemi dur demeli diye düşünüyorum ve ozaman işte gerçekten bilginizin bir anlam taşıyacağına inanıyorum saygılarımla...

Avatar
ibrahim yılmaz 4 ay önce

Yazım tekniğiniz ve kelime kullanımız çok etkileyici. Ders verici nitelikte.

banner359

banner362