“Mutlu edersen mutlu olursun.”

Günümüz dünyasında iletişim eğitim programları almış başını gidiyor. Neden peki? Eksik kalan ya da sorunlu olan konularda eğitim ihtiyacı artmıyor mu? Daha dünya oluşmadan önce Âdem ve Havva başlatmamış mıydı iletişimi? Bu kadar eski bir tarihe sahip olan konu ile ilgili günümüzde delice yapılan eğitim programları, seminer, konferanslara neden ihtiyaç duyuluyor peki?

Neden mi? Her şey artık yapaylaşmaya başladı. Gün geçtikçe artan iletişim araçları iletişimsizliği getirdi beraberinde. Yarar zarar ilkesinin, en büyük zararı bu oldu belki de iletişimde, birçok insana yapay, kolay ve hızlı ulaşırken iletişimi kuramaz hale geldik.

Facebook, twitter derken bir başka ben olduk. Sanal dünyada mutlu, sürekli gezen, eğlenen bir biz ve diğer yandan gerçek biz. Bu iki biz arasında mutluluk ve mutsuzluk arası bir duygu suratlarımıza yapışmış dolaşır halde geldik. Yan yana olduğumuz insanlarla konuşmak değil de, sanal ortamdaki insanlarla yazışmaktan zevk alır olduk. Doyum almadan doyumsuzluğu yerleştirdik midemize ve gün geçtikçe sindiremediğimiz bir hal almaya başladı günümüz iletişim. İşte bu yüzden kıvranıyoruz, bu yüzden eksik olan tarafımıza eğitim programları düzenleniyor.

Kaçımız en son güneşin doğuşunu bekledik?

Kaçımız bilgisayar açmadan, dışarda arkadaşlarımızla otururken elimizde telefonla uğraşmadan durabiliyoruz?

Kaçımız diye ….devam eden cümleler…

Sanal ortamda yaptığımız yorumları yüz yüze gelince o insanlarla konuşamamaksa ayrı bir kanser vakası. Huzursuzluk öyle bir kemiriyor ki bazen ruhumuzu, tortularımız savruluyor pervasızca etrafa ve toplayamıyoruz, dağılıyoruz yavaş yavaş. Düşünmemizi engelleyen bir sistem yerleşiyor artık benliğimize. California Sendromunun başka bir versiyonu yaşıyoruz. Peki nedir bu ünlü California Sendromu; insanların beklentileri her geçen gün artıyor ve normal ihtiyaçlarını gidermek yeterli olmuyor ve her şeye sahip olsalar da mutsuz oluyorlar. Yaşadığımız sorunların kısaca özeti değil mi bu tanım, içimizde artık California yaşıyor. California içimize yerleştikçe yabancılaşıyoruz kendimize ve çevremize. İçinden çıkılmaz hale geliyoruz. Bataklığa doğru sürüklenen bedenimizi ruhumuz kaldıramıyor artık. Yoruluyoruz, tahammül edemiyoruz birbirimize ve sadece ben demeyi öğreniyoruz bu hayat karmaşasında. Basit hayatımızı biz sarmaşıklar gibi sarıp sarmalayıp düğüm atmayı başarıyoruz. Oysa o kadar basit ki hayatın anahtarı; “ Mutlu edersen mutlu olursun.” Saygılarımla.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
şahabettin kızılay 5 yıl önce

kesinlikle haklısınız meltem hanım.teknolojnin hayatımız da bu kadar çok hızlı ilerlemesinin iyi tarafından çok kötü tarafları daha çok.inanın en yakın annemiz veya babamızla ileşim için sanal kullanmaktan başka bişey yapmıyoruz.

Avatar
klinik kodlamacı :) 5 yıl önce

güzel bi konuya değinmişsiniz gerçekten.sanal ortam günümüz insanını yalnızlığa itmek bi yana iletişimi de oldukça zayıflatmıştır.sonumuz hayır olsun.

Avatar
musa polat 5 yıl önce

lütfen yanliş bi̇lgi̇ vermeyeli̇m.dünya kurulmadan önce adem ve havva yoktu.ileti̇şi̇mi̇ bunlar başlatti di̇ye israr ederseni̇z şu ayate bakin.rabbin meleklere "ben yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti; melekler, "orada bozgunculuk yapacak, kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? oysa biz seni överek yüceltiyor ve seni devamlı takdis ediyoruz" dediler; allah "ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi.-bakara 30. ayet.demekki ilk iletişim adem ve havvadan önce meleklerle yapılmış.

banner359

banner362