Bugün, mutluluğun anahtarı  olarak çeşitli besinlerin nasıl ve ne miktarda tüketilmesi gerektiğini anlatan bir haberle karşılaştım. Muz kış aylarında kendimizi iyi hissetmemiz için her gün bir tane yenilmeli. Her gün biraz kuruyemiş yenirse depresyona yenik düşmezmişiz. Mutsuz olmamak için mümkün oldukça kafeinli besinlerden kaçınmalı gibi sahte emziklerin insanların gözüne sokulduğu, derinlerde yatan iç muhasebenin sorgusunu sorumsuzluğa atıcı tavsiyeler dillendiriliyordu. Zaten yeterince mutluluğumu çalan bir sonraki haberlerde ölenleri, hırsızlıkları ve ahlaksızlıkları on saniye geçmeden veriyorsunuz.

“Ya kardeşim adaletsizlik ve vicdansızlık ve karamsarlıklarla dağlayıp paramparça edilmişin yüreğinin hangi yerini bunlarla onaracaksınız?”ın sesi neden gür değil? Neden gerçek olan ve hepimizin vicdanen onayladıklarının sesi bu kadar cılız ki?

Sevgisizlik ve merhametsizlikle cehenneme bırakılmış bir ruhun bedenini hangi yalancı cennetle besliyorsunuz?

Yerinde aranmayan, yerinde aransa bile aradığı şeyden izole edilmiş, ne aradığını bilse bile bunu perdeleyici yalanlarla, fantezilerle şaşkına çevirmeye el vermiş  bilboardlar, reklamlar, rakamlar, kırıntılar, siyasetler, düzenler, meseleler ve daha binlerce engelle, zaten kendisi kısa ömürlü, kısa sabırlı, ve çeşitli  sorumluluklarla kuşatılmış, zayıf bele yüklenmiş ağırlıklarla çevrili bir insan gerçeğine nasıl bir bela yüklediğinizin farkında mısınız?

Bütün bu çıkmaz ve kuşatmalarla çevrili, acılı ve dramatik bir realitedeki insanın çabuk incinen nazik kalbini kuruyemişler ve palavra siyasetlerle mi doyuracaksınız?

İnançlarının, toplumunun, ailesinin, kendisinin kendisine yüklediği onlarca yüklere emanet insan yüreğinin emziklerle doyacağını düşünmek ne derece ahmaklıksa, dirliğin, düzenin, sevgi toplumunun reçetesini  siyasette aramak da öyledir.
Ölümün, o sesleri, renkleri ve keyifleri kaçırıcı hakikatini düşünce tezleri ve partilerle ilaçlamak ilaç değil zehirdir. Bir hayat ki kısacık, bir hayat ki çabuk kırılıp dağılmaya o kadar müsait, bir hayat ki kinin, şefkatsizliğin ve nefretin pençesinde eriyebilir bir insanı, sevgi değil de,  merhamet değil de ne kendine getirir.? Bence o bol kese ve kocaman puntolu kelimelerle konuşanlar bu gerçeklikleri muhasebe edememiş, kendisiyle yüzleşememiş insanlardır.

Kendini tanı diye artık reklam objesine dönüştürülecek kadar duyulmuş bir hakikat bunlar değil de nedir?

Hayatın kısalığı karşısında boş şeylere takılmamayı düşünmek değil mi kendini tanıma..? kendi sınırlarının ne derece kısıtlı olduğunu düşünmek değil mi..? ruhun isteklerine kulak verdiğinde duymak istediğinin haberler, partiler, millilikler değil de şefkat, kardeşlik, sevgi ve dua gibi ilaçlar olduğunu derk etmek değil midir kendini tanımak?

Bazen şehrini, evini, telefonlarını, yüklerini, prangalarını, işlerini, ,isteklerini, partilerini, ulusunu, cinsiyetini, ödemelerini, bilgisayarını, dizilerini, nefretlerini, korkularını yüzyıllar öncesine bırakıp kimsenin olmadığı tabiata koşmayı dene…sadece kendi içini duyacağın sessiz bir yer…bir hac ve hicret edasıyla…o zaman hangimiz “ bize ne oldu” demez ki? “Bana neler oluyor” demez ki..?

Hayat kocaman bir gürültüyle sessiz sessiz ömür dakikalarını alıp götürmeden, geç  bir ikindi vaktinde geriye bakıp fark ettiklerin seni çoktan terk etmeden, ömür akşamın alacası yatsıya evrilmeden , uykuda göreceğin rüyanın sonu gelmeden…yana yakıla uğruna incittiklerin “bugün hesaplaşacağımız gündür ” demeden…yıktığın, döktüğün, kibirle bastığın insanlar varken… Kuruyemişle değil, O’nun dedikleriyle mutlu ve var olabilirsin, inan…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ömer Bayır 8 yıl önce

güzel yürekli kardeşim ne kadar da doğru ifade etmişsin;zaten televizyonlarda,internetlerde,büyük alışveriş merkezlerinde ve kalabalık caddelerde hep kendimizle hesaplaşmamamız için uğraşılmıyor mu?

Avatar
Mahmut TOPRAK 8 yıl önce

ey benim sevdalı, vefası yüce kardeşim!
tesbitin ne de güzel olmuş. çerezliklerden şöyle güzel bir sofrayı unutmuşuz meğerse...
ne tadı kaldı sevdaların nede uğruna bir çok şey feda edilen dostlukların, kardeşliklerin.
eyvah ki ne ayvaaah!

banner359

banner362