Bu haber kez okundu.

Orucun Farz Oluşundaki Hikmetler-4-5
Oruç sayesinde nihayetsiz derecedeki acizliğini ve fakirliğini anlayan nefis, böylece geçmişteki günahlarına, gururlarına tövbe eder. .. Bir manevi şükür eliyle rahmet kapısını çalmaya başlar…

 

Yaratanı tanımak istemeyen ve firavun gibi kendini bir şey zanneden nefis, çeşitli işkence ve azaplara maruz kaldığı halde bu damarı kırılmamış, ancak açlıkla bu damarı kırılmıştır.

 

Hatta rivayetlerde bu gerçek şöyle bir misal ile açıklanmıştır:

 

Rabbimiz nefsi yarattıktan sonra ona hitap buyurmuş.

 

-Sen kimsin, ben kimim?

 

Nefis hiç tenezzül etmeden cevap vermiş:

 

-Sen sensin, ben de benim. Aramızda ne fark var sanki?

 

Rabbimiz nefse çeşitli azaplar vermiş, cehenneme atmış, sonra kendine gelmiş olması gerektiği için yine sormuş:

 

-Sen kimsin, ben kimim?

 

Hayret nefsin teslim olacağı yoktur. Aynı insan ve tuğyan içinde cevap veriyor:

 

-Sen sensin, ben de benim. Aramızda ne fark var sanki?

 

Rabbimiz bu defa nefse açlık vermiş bir müddet aç, susuz bırakmış

 

Mahrumiyeti tadan nefse yine hitap etmiş;

 

-Sen kimsin, ben kimim?

 

Firavunlar gibi tenezzülsüz ve mağrur olan nefis bu defa yelkenleri yere indirmiş, sakin ve titrek sesle cevap vermiş.

 

-Sen benim Yaratıcımsın, ben ise senin aciz, zayıf bir mahlukunum. Sen yaratmasan ben olamazdım. Sen yardım etmesen

ben yaşayamazdım…

4)- Oruç, zenginleri fakirlere karşı insaf ve merhamete celbeder. Yardımlaşma hissini kamçılar. İnsafsızlık ve merhametsizlik dertlerini nurlandırır, aydınlatır. Hep tok gezen kimseler, oruca başlayınca açların halinden haberdar olmaya başlarlar.

 

İnsanlar, maişet yani hayat şartları cihetinde muhtelif suretler de yaratılmışlardır.

 

Bir imtihan vesilesi de hiç şüphesiz mal ve imkan durumudur. Dünya ve ahireti insana cennet yapmak gayesi ile gönderilen ilahi nizamlar; zenginle fakir arasındaki uçurumları asgariye indiren prensipleri belirlemişlerdir. Bu prensiplerin birisi, Yüce Yaratıcı’nın, zenginden fakire merhamet ve ihsan, fakirden zengine karşı hürmet ve itiatı temin edecek zekat ve sadaka gibi esaslardır.

 

Eğer oruç olmasa nefisperest çok zenginler bulunabilirki, açlık ve fakirlik ne kadar elemli, ızdıraplı bir şey olduğunu ve fakirlerin şefkate ne kadar muhtaç odlularını idrak edemezler.

 

İşte eğer İslam’ın şartlarından biri olan ve zengin-fakir her müslümanın tutmağa mecbur olduğu oruç ile nefislere açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa; cemiyetteki dengeyi sağlayacak, iyi halli insanın şefkat vasıtasıyla fakirlere yapmaya mükellef olduğu iyiliği ve yardımı yapamaz, yapsa da tam olamaz, çünkü hakiki o açlık durumunu kendi nefsinde hissedemez.

 

Demek Yüce İslam dini, sosyal hayatta tarih boyunca bütün ahlaksızlığın, ihtilallerin, anarşinin ve karışıklığın menşei olan ‘’Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne’’ zihniyetini kaldırmak için zekat ve yardımlaşma gibi prensipleri getirmiştir. İslam insanlığa bu önemli görevi yaptırabilmek İçin de açın acınacak acı halini bizzat yaşatarak, kavratmayı amaçlayan ve neticede de sosyal hayatı uçurumlardan uzak tutarak zenginle fakir arasında sevgi, hürmet dayanışmayı kardeşlik ve bağlılığı artıran oruç reçetesini sunmuştur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner359

banner362