("Peygambere Mektup" yarışmasında dördüncü seçilmiştir.)

“Hani de kalem gibi tutsaktır,
Gerçekten onun kalbi senin elindedir,
Mutlak olarak onun eli, kendi elinde değildir.
Sen onun başını yonttuğun zaman
Sen ne irade ettiysen o da onu yazdı.
Vallahi yazıdan maksadı, gayesi Sensin Allah’ım!”

                                  (mem ile zin’in son sayfası)
***

Ey özümün nakkaşı , eyvanım, dostum, hakkın dellalı… Ey herc u merc deryanın sükuneti, alemimin çekirdeği, zilletimin izzeti, yıkılmışlıklarımın dayanağı… Ey güneşin bile parlaklığını yüzünden aldığı…

Çok zor yazmak. Bu zorluk, yazılacak bir şeyin olmamasında değil, çok şeyin olmasında. Elinde, zenginliğin verdiği kafa karışıklığı ile bunu ne yapacağını bilemeyen bir mirasçının yaşadığıdır benimki. Senin için yazılan binlerce naat, şiir, kitap ve sana aşık milyarlarca insan ve senin rahlende ders almış milyonlarca erenlere baktıkça, sana layık bir kelimenin altında eziliyorum. Yolunu şaşırmış, yaşadıklarının pişmanlığı ile utanç içinde vicdanı yaralı, nakıs, zelil bir bedevinin, şaşkınlık, pişmanlık ve utanç içinde koparacağı kelimeler nasıl olabilir ki?
İşte bu bedevinin Sana verebileceği, gönlünün yaralı ve kırık kelimeleridir. Hani güzeli anlatmak için çirkin yanına konulur ya, güzellik anlaşılsın. “Her şey zıddıyla anlaşılır” kaidesiyle verebileceğim hediye yine benim eksikliğimdir. Çünkü herkes kendisinde olanı verebilir. Ta ki, bendeki bu siyahlıkla Sen’in aklığını, bendeki eksikliklerle Sen’in tamlığını, bendeki zilletlerle Sen’deki izzeti, bendeki cahillikle Sen’deki derinliği anlatabileyim. Çünkü heybemde seni layıkıyla anlatacak şiir yok, amel yok, güç yük… Olan sadece pişmanlılarım ve eksikliklerimin damıttığı kelimeler…

Ya Resulullah. Bize ne oldu da, bir kuru kütük bile senden birkaç adım uzak kaldığı için ağlıyorken…Binlerce sahaben “anam babam sana feda olsun” diyorken… Senin getirdiğin müjdenin kıymetini yere düşürmemek için sevgilerini, mallarını, yurtlarını, canlarını arkalarında bırakabiliyorken… Senin bir parmağın ile ay ikiye bölünüyor… Ellerinden su akıp binlerce sahabe içebiliyor ve aynı ellerde taşlar bile “Allah’tan başka ilâh yoktur” diye zikredebiliyorken…Senin getirdiğin nübüvvet ile sıradan insanlar âleme birer üstad oluyorken… Sigara gibi küçük bir alışkanlık bile günümüzde onca bilgi birikimi ve imkana rağmen bırakılmakta zorlanılıyorken… Asr-ı saadetten önce adetlerinde ve yaşayışlarında ileri derecede taassup bir millet, en katı alışkanlık ve düşüncelerini bırakıyorken… Hayatlarının her zerresini ve anını inançları üzerine ikame edip bu uğurda kendilerini bir kenara bırakabiliyorken… Bütün bunların doğruluğuna binlerce senet, şahit, ihbar ve her alanda yetişmiş milyonlarca evliya, alim ve arif parmak basıp imza atıyorken… ve bütün bunları biliyorken ben, nasıl bu derece kayıtsız kalabiliyorum? Gereken, bu şekilde olmamam idi. Bunları yüreğimde yeşertmem, O’nu anınca kendimden geçmem, dilimde ve zihnimde hep O’nu anmam, anneme babama ikram etmem, konuşurken kırıcı olmamam, verileni vermem gerek idi. Yüreğimin her kıyısına limanlar kurmalıydım gemilerinin Nebiler Serveri’nin sözlerinin demirlediği. Şiirler bellemeliydim kafiyelerinde hep O’nun hecelerinin olduğu… Yürek tahtında gönül sultanının otağını kurduğu türkülerim olmalıydı…

Ya Resulallah. Yıllarca içimde dolaşan ve cevabından korktuğum bir gerçek ile yaşadım. Senin hakkında onca okuduğum kitap ve her duamın içinde baş tacı ettiğim halde hayalini bile kuramamak. Bir vefalı dosta ilk defa açtığımda; “ senin yaşadığın daha hazır olamamaktır belki” demiş ve şu örneği vermişti; rütbesiz bir nefer komutanıyla mı daha rahat konuşur yoksa kendisi gibi biriyle mi? Ne zaman seni düşünsem o destansı hayatın sahibi bir için, hayallerim o kadar kısır, o kadar cimri davranıyor ki korkuyorum ki hayallerimin ve cahilliklerimin kurbanı olurum. Çünkü yıllar geçti daha bir karınca yol alamadım. Ama, bu yol üzerinde topladığım en mutluluk verici şey, bir rüyada, doğum haberini, salih bir kulun: “kalk, yüz talebe evine misafir gelecek” dediği kızımın doğumu oldu. Ve şimdi yedi yaşındaki bu kızıma hep seni anlatmam. Ve hayatımın gerdanı olacak şey, Sen’i anlatırken gözyaşlarımı tutamadığım bir anda kızımın ağlayışı… Senin ismini gözyaşıyla yıkadığım anlarımın samimiyeti, boynumun en değerli gerdanlığıdır…

Ey yıpranmış sayfalarımın bendesi, tükenmiş kalemimin yareni, hırpalanmış ruhumun iksiri… Ey nefesiyle Hamuş’u kalemkâr eyleyen…Ey methinde sözlerin vefasını kaybettiği… Ey müjdeledikleri ile milyonları aşkıyla şevke getiren…

Sensizliklerde dolandığım anlarım da oldu. Öylesine çıplak, öylesine serseriydim ki ürküntümün şimşeklerinden korktum.Sensizliklerde, aynadaki ben ile aynaya bakan ben arasında gidip gelmekten yorulan bir tacirdim; heybesinde riyadan, manasızlıktan, küften, yorgunluktan ve ruhsuzluktan başka vereceği olmayan… Sensizliklerde, çürümüş ömür ipine dünyalıklar, makamlar, arkadaşlar, semeresiz gidip gelmeler ve anlamsız boş kafiyeler dizmekle arşınlamış bir kayıp zaman, yeryüzünde beyhude bir mekân idim. Sensizlikteki ıssızlıkta yeşeren korku ve anlamsızlık ile, çürük ipine dizdiğim âlem ve varlık, ıssız bir çöl, bir matemhane... Yaratılmış bin bir çeşit renk ve desen nasıl da tek renk oluyor ve her şey nasıl da üşüyordu sensizliklerde.

Şimdi Seni bulmuş ve Sen’den dolayı içimde nehirler akmışken, artık bırakamam seni... Seni hissetmiş ve aşkın en kadifemsi dokusunu bulmuşken Sende, artık Seni unutamam… Sözündeki hikmet incileriyle aklım benimle barışmışken, küsemem Seninle… Bakışın, mahpusu bile saray eylemişken kalbime, artık Sensizlik maltasında volta atan hükümlü olmak istemem… Kendisinden beklentisi yok bir viraneden, arkasına muazzam bir ailenin güveniyle yaşamak hazinesini elde etmişken, yetimliğin soğukluğunda üşümek istemem artık…

Ya Rabbim! “Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım” dediğin sevgilinin hatırı ve O’nun dualarının samimiyeti ve O’nun gözyaşlarının hatırı için, O’nu aklımıza unutturma, yüreğimizden sildirme…

Zelil, nakıs, eksik, her tarafı kusurlu biri olarak defineleri bahşedene çam sakızı çoban armağanı bu sözcüklerimle iyi ki dünyamdasın ya Resulullah, çok şükür ki Sen peygamberimsin ve ben ümmetindenim…
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Suayp polat 3 yıl önce

kalemine diline sağlık serkancığım. allah senden razı olsun.

Avatar
ersan yılmaz 3 yıl önce

çok güzel yazmışsın dostum.yüreğine sağlık!

banner359

banner362