Tarih 18 Mart 2010. Hava kapalı, rüzgârlı, gündüz hafif serpişiyor yağmur. Akşam 19.30 Siirt halk eğitim merkezindeyiz. Bu tarihi geceye şahit olabilmek için, sahnenin arkasında büyük bir heyecanla bekliyoruz.

Yağmur yağıyor dışarıda bardaktan boşanırcasına. Yağmur değil sanki şehitlerimizin kanı dökülüyor toprağa. Kulis kapısından dışarı çıkıyoruz, rahmet ve bereket damlıyor yüreklerimize. Seyirciler salonda tıklım tıklım, kulisi dışarıya bağlayan holden geçip salonun ön kapısına ilerliyoruz. Slâytlar gösteriliyor. On altısındaki taze fidanların tarihe tanıklık eden görüntüleri. Zıplayarak bakıyorum görmek için onları. Duygularımın çağlayan olup çağlayası geliyor. Salon kapıları açılıyor. Seyircilerin şaşkın bakışları arasında davulla sahneye giriyoruz, Çanakkale’ye gideceklerin adı yazılıyor. Ve savaş başlıyor.

Sahnenin arkasındayız. Yağmur hala devam ediyor. Kimseden çıt yok. Herkes o ruhu yaşamaya ve anlamaya çalışıyor bir köşede heyecanla bekleyerek.

Ve sıra bana geliyor. Kınalı Hasan’ın annesi: Hatice bacı.

Nasıl kıyarım yavruma ama vatan söz konusu. Namus söz konusu. Ağlasa da yüreğim nasıl söylerim “gitme!”.

Hasanım, yadigârım, oğlum, canım, kuzum…
Hasan’ım daha on altısında. Koca yüreklim. Öyle ki ana, vatan sevgisiyle dolup taşan bir yürek ve onu taşıyan şerefli bir beden.

(Heyecanla girer içeri Hasan.)
korkarım, kara bulutlar dolaşıyor vatanımızda,her taraf işgal ediliyor, kadın çocuk demeden öldürülüyor. Durur mu Anadolu insanı, bir kere girdi mi vatan ateşi içinize, gözünüz kararır dalarsınız diken bahçesine.

“Vakit geldi ana.” dedi Hasan’ım. Yer gök kanla doluyor , vatan aşkıyla yanıyordu hasan.

“Vakit tamam gidiyorsun demek” diyebildim yutkunarak.
Tutamadım ağladım. Öptüm kokladım yavrumu, canımı, kanımı, eşimden kalan tek mirasımı, soyumun tekrarını, son yongamı.


Ağlayarak bitap düştüm, oğlum tuttu kollarımdan. Ata yadigarı yurdum işgal edilmişti. Öfkeyle dolup taştı yaşlı yüreğim. Kin dolu gözlerle doğrularak sildim gözyaşlarımı.
“Git!” dedim
“Git oğlum
Minareler ezansız
Camiler kuransız kalacaksa
Irz namus çiğnenip
Bayraksız kalacaksa öz yurdum, git oğlum sen de git.
Son yongam
Vatan sana emanet…”

Hasanım gitti ve bir süre sonra mektubu geldi.

Saçlarına kına yakmıştım, onu sormuş komutanı, geciktirmeden kâtibe yazdırdım mektubu.

“oğlum
Bizde üç şeye kına yakarlar:
Bir, gelinlik kıza, gitsin ailesine, çocuklarına kurban olsun diye.
İki kurbanlık koça, Allah’a kurban olsun diye.
Üç askere giden yiğitlerimize, vatana kurban olsun diye…

Gözlerinden öper selam ederim. “

Hasan’ım daha on altısındaydı. Şehit düşünce bulmuş komutanı mektubu üzerinde. Kor düştü yüreğime. Nasıl derdim “GİTME”.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Adnan Evin 8 yıl önce

Çanakkale Tarihtir
Çanakkale Namustur
Çanakkale Bir Ulusun Kırılma Noktasıdır
Çanakkale Bir Derstir
Çanakkale Son Kaledir
Çanakkale Geçilmez
Çanakkale Şehitlerinin ruhu şad olsun.
Yazınızı okuyunca yıllar önce gözlerim dolarak okuduğum olayı tekrar hatırladım. Bize hatırlattığınız içi
n TEŞEKKÜRLER.

banner359

banner362