Tarih, 10 Nisan 2014. Yazıyı yazdığımın dünü yani. Sabah saat 08.00 civarı, önce kızımı okula bırakmak sonra işe gitmek üzere evden çıktım. Ankara Eskişehir Yolu Ümitköy mıntıkasında, orta şeritte, hız limitleri içerisinde ilerliyorum. Sağımdaki minibüsü geçmeye çalışıyorken birden benim şeride doğru dikkatsizce geldiğini fark ettim ve hemen kornaya asıldım. Resmen üzerimize sürüyor. Ben bağırınca toparladı kendini. Bu yol hep kalabalık seyreder ama o anda Allahtan sol taraf boştu ve sola doğru kaçabildim. Ben önlem almamış olsaydım sağımda oturan kızım Allah korusun….. düşünmek dahi istemiyorum.

Minibüsü biraz geçince yavaşladım, onun öne geçmesini bekledim. Amacım plakayı görmekti. Gayet pişkin beni solladı. O anda tekrar kızgınlığımı belirttim. Ve plakayı okudum. Üstelik de siyahtı, resmi plakaydı. Sonra izledim onu geride kalarak. Aynı şekilde devam ediyordu. Arabaların arkasına yaklaşıyor, sıkıştırıyor, sağa geçiyor, sola giriyor, velhasıl sürekli kural çiğniyor.

İşyerime geldiğimde plakayı bildirecek bir merci aradım, emniyete giderek yazılı dilekçe vermek suretiyle şikâyetçi olunabiliyormuş ancak. Bu şekilde uğraşmaya hiçbir vatandaşın ne zamanı vardır ne de sabrı.

***
Günün ikinci şokunu akşamüzeri eve gittiğimde yaşadım. Saat 18.00 civarı Siteye girer girmez bizim binanın önünde gördüğüm Jandarma aracı birden ne oldu endişesi yarattı ama o anda bir dizi senaryo da yazılıverdi kafamda. Sanki beni almaya gelmişler gibi… Bu his, bu düşünce sivil, sıradan vatandaşın bile belleğine kazınmıştı bir zamanlar. Çok değil, bundan 5-6-7 sene öncesinde, polis ya da jandarmayı aniden kapısında bulan insanlar sorgusuz sualsiz toplanıp götürüldüler ve yıllarca hapislerde çürüdüler. O zamanki vatandaş psikolojisi o kadar aşınmıştı ki, sıradan vatandaş bile korku taşımaya başlamıştı. Bugün, o günlerin günahı çıkarılmaya çalışılıyor belki ama ben sadece şunu sorarım; devlet madem o günkü yapılanların yanlış olduğunu görüyordu ve bunu bugün itiraf ediyorsa neden o günlerde suskundu, seyirciydi?

İşte kapıda Jandarmayı görünce o günler geldi aklıma ve hem ürktüm hem merak ettim. Mesele şu imiş: Bizim binada iki daireye hırsız girmiş. İnsanın inanacağı gelmiyor ilk başta. Çünkü dış kapıda güvenlik var, her tarafta kameralar, binanın girişinde resepsiyon görevlisi ve profesyonel bir yönetim. Vakit akşamüzeriydi, insanların iş dönüşü yani, nasıl olmuş, neymiş derken her gelen merakla birikiyordu. Bu kadar tedbir arasında bizim hırsızlar ellerini kollarını sallayarak bina içinde geziniyor, gözlerine kestirdikleri iki daireye giriyor ve evleri talan edip gidiyorlar. Evlere verdikleri zarar insanı gerçekten üzer türden. Anlaşılan o ki, dağıtıp attığı eşyalar arasında aradığını bulamadıkça sinirlenmiş ya da telaşlanmış ve acımasızlığı artmış. Allah korusun herhangi bir ev sahibiyle ya da çocuklarla karşılaşsalar (hırsızın birden fazla olduğu kesin) gözünü kırpmadan saldıracaktır ve bir de cinayet girecektir işin içine.

Burası rezidans diye yapılmış, verilmesi beklenen hizmetin bedeli de yüksek ancak işte manzara ortada. Ve yüksek fiyatlarla satılan bu dairelerin muntazam kilitli gözüken kapıları bile bir levye darbesiyle kırılabilecek kadar çürük ve kâğıttan. Ülkemde dürüstlüğü aramaktan yoruluyorum artık.

***
Günün son üzücü olayına aynı günün gecesi saat 22.00’de tanık oluyorum. Dışarıdan gelen bir gümbürtüyle dönüp yola baktım. Aşağıda Eskişehir yolu üzerindeki Konutkent kavşağında yine kaza var. Çok kaza olan bir kavşak burası. Dört yol ama trafik ışığı düzeni üç tarafa var. Daha doğrusu bu kavşak dört yol haline geldikten sonra trafik sinyalizasyon düzeni değiştirilmedi. Düzeltilmesi için bireysel ve yönetimsel başvurular yapıldı. Ancak hiçbir gelişme yok. Her an her sürücü bu kavşakta kazayla burun buruna. Ve yayalar da ezilme tehlikesiyle karşı karşıya.

Yetkililer hizmet götürecekleri yerleri siyasi çerçevede değerlendirdikleri için, “bana oy verene hizmet veririm oy vermeyen ölsün mantığı mı ön planda” demek geliyor akla.

Biraz önce olan kazayı izlemeye devam ediyorum. Bir anda ortalık kalabalıklaştı. Yoldan giden araçlar park edip yardıma koşuyorlar, hatta evlerden koşup gelenler bile var. Peş peşe trafik ekipleri, ambulanslar, itfaiyeler, çekiciler geldi. Yirmiden fazla ışıldaklı araba var aşağıda. Belli ki olay büyük. Trafik kitlenmiş durumda. Uzun sürdü kaza yerini kaldırmak görevliler için. Birkaç arabanın karıştığı bu kazada, aldığımız bilgilere göre anne ve genç kızı ölmüş, 4-5 yaralı varmış. Yaralılar kurtulur mu belli değil. Gel de üzülme. Gel de trafikte kural çiğneyenlere kızma.

Kural deyince yine bu kavşakta çok çiğnenen bir kuraldan bahsetmek istiyorum. Kırmızı ışıkta durmadan devam ediyor vatandaş. Sen karşıya geçeceksin ama o hızla gelip yol hakkı sendeyken bile devam ediyor. İşte kaza nedeni. Bu kavşağın bir an önce kontrol altına alınması gerekiyor.

Böyle kötü olaylarla dolu bir dünden sonra bu sabah yine işe gelirken Aile Bakanlığı önündeki ışıkta bekliyorum. Benden sonra bir taksi geldi, kavşağın içine doğru ilerledi, yavaş yavaş, etrafı kontrol ederek devam etti ve kırmızı ışıkta geçip gitti. Arkasından bir korna sesiyle uyarı yapmaya çalıştım ama nafile… kural çiğnemeyen sürücülere can kurban diyeceğiz artık…

Ölüm kavşaklarındaki kazalar, trafik canavarları, hırsızlar… sanki sevgiden yoksun, sanki agresifleşmiş, sanki yaşamak için çalmaya muhtaç kalmış, kin-nefret ve öfkenin öne çıktığı bir toplum psikolojisini çağrıştırıyor. Bu durumda, ülkeyi yöneteninden her türlü olumsuzluğu denetleyen en alttakine kadar, toplum mühendislerine daha çok iş düşüyor.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner359

banner362