Ankara’dan Tarsus’a gitmek üzere gece yolculuğu yapıyorum. Yanımda yaşlı bir bayan oturuyor. İlk gelişte merhaba diyerek oturduktan sonra pek muhabbetimiz olmadı. Ta ki yarı yolda, bayanın rahatsızlanmasına kadar.

Otobüs tutmuş olmalı, lavaboya gitmek için benim kendisine yol vermemi istedi. Sonrasında konuşmaya başladık. Hayat hikayesini anlatmak istercesine şuradan buradan konuşuyordu ama gecenin o saatinde, uykulu bir kafayla dinlemek kolay değildi.

Mola yerine gelmiştik. Aşağı inmesi için yardımcı oldum, koluna girerek lavaboya götürdüm, açık havada oturduk, biraz toparlandı. Mola yerinden sonra aynı rahatsızlığı tekrar yaşadı. Teyze bir dahaki ay 80 yaşına giriyormuş. O yaşta otobüs yolculuğu yapmak hiç kolay olmasa gerek.
 
Anlattıklarına bakılırsa zorlu bir yaşantısı olmuş. Eşini çoktan kaybetmiş. İki oğlundan birisinin sağlık problemleri varmış, diğeri de birkaç yıl önce Kanada’ya yerleşmiş. Bir zamanlar, mülkleri olan, çok fazla toprak satmışlar. Silifkeliymiş aslen teyze, Ceyhan’a gelin gitmiş. Yaşamlarını değişik yerlerde sürdürmüşler, en son da Mersin’e yerleşmişler. Kanada’ya giden oğlu, “gözüm arkada kalmasın” diye annesinin huzurevine yerleşmesini istemiş.

Buraya kadar yazdıklarım, konuya giriş içindi. Bu yaşlı bayanın hayat hikayesi değildi vermek istediğim. Hayatını bir huzurevinde devam ettirirken, huzurevi konusundaki düşünceleri, o ortamı anlatışı, o ortamda yapamayışı idi ilgimi çeken.

Ankara’da bir devlet yurdunda yaklaşık 11 aydır kalıyorken, bir yılı bile doldurmaya tahammül edemeden, üstelik de üç ay kadar izin kullanıp evinde kaldığı halde, burada yapamayacağına karar veriyor ve ayrılıyor. Yurt görevlileri, kendisini, tüm eşyalarıyla birlikte otobüs terminaline kadar getirip bırakıyorlar. Artık Mersin’deki evine dönüyor.

Yurt oldukça bakımlı, son derece temiz, hizmet çok iyi imiş ama yemekler pek leziz değilmiş.
Kaldığım oda tek kişilikti, ücreti de bin lira civarıydı diyor teyzem. Genellikle dışarıdan alışveriş yapıp odada kahvaltı türü şeyler yediğini söylüyor. Bu şekilde yaşayan çok kişi varmış. Yurt 300 kişilikmiş ve kalanlar genellikle hakim, savcı, öğretmen, vs. gibi yüksek tahsilli kişilermiş. En çok da hiç evlenmemiş öğretmen emeklisi bayanlar var diyor. Yani kültür düzeyi yüksek bir yer. Yurda alınma yaşı 63 imiş, ileri yaşlarda(80-90) epeyce kişi varmış.

Yaşlılar yurdundaki ilişkileri de şöyle anlatıyor:“Hanımlar o kadar süslüler ki, manikür-pedikür-saç bakımı, hiçbir şeyden eksik değiller, kuaförde sıra gelmiyor. Herkes son derece şıktır, her yemeğe çıkışta farklı giyinirler, günde üç kez kıyafet değişirler. Yurtta tanışıp evlenen çiftler bile var.”
 
Hangi yaşta olursa olsun, bu kadar hayata bağlı olmak, ancak ve ancak takdir edilebilir.

Huzur evinin huzursuzluğundan bahsediyor biraz da yol arkadaşım olan bu teyze. Yaşlılar arasında çok fazla hasislik, kapris, çekememe, dedikodu, dalaşma varmış. Birbirlerine karşı pek de anlayışlı değillermiş. Yani huzurevinde, en önemli şey olan huzur yokmuş.

“Bu yurda girmek için üç ay sıra bekledim, yurda girdim ama yapamadım, çıkmak istedim, artık evimde kalacağım. Yurda girmek için çok fazla sıra var, bazıları 3-4 sene bekliyorlar, hatta 7 sene bekleyen var, girince işte böyle, zor geliyor insana” diye sürdürüyor anlatmasını.

Dernek çalışmalarıma başlamadan önce, Ankara’da, oturduğumuz semtteki huzurevini, bayramlarda, ziyaret etmeye çalışırdık. Hatta oradan tanıdığımız yaşlı bir bayan bize gelir-gider olmuştu. O ortamdan gördüklerim de, bu yol arkadaşım yaşlı teyzenin anlattıklarından çok farklı değildi.

Yaşlılık. Normal koşullardaki (hastalık, engellilik, vs, hariç) insan yaşamının en zor evresidir. Bu zorluğu kolaylaştırmak için düşünülmüş olan çarelerden birisi olan yaşlılar yurduna, o ortamı paylaşmış olan yaşlı bir insanın penceresinden bakmaya çalıştım.

Gerek çocuk yurtları gerekse yaşlı yurtları, her şeyden önce şefkat yuvası olmak zorundadır. Oralarda yaşayan çocuk ya da yaşlıların ilk ihtiyacı budur.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner359

banner362