Kendimize dikkat edersek hemen hemen yaptığımız her işte özelliklede kaliteli işlerde bunun fark edilmesini, bilinmesini isteriz. İlginçtir, şimdiye kadar iyiliklerimin duyulup bilinmesine olan şiddetli istek ve ihtiyacın hastalıklı modern dünyanın her şeye bulaştırdığı tersliğin bendeki etkisidir diye düşünürdüm. Madem bu istek ve iştiyak fıtridir. O zaman bunun olmamasını dilemek ve bu isteği yok etmek istemenin kendisi sakat zaten. Doğrusunun şu oluşunu keşfetmenin kazandırdığı coşkuyu anlatamam. Şu ki: bir çok ayette “O her şeyi bilir; her şeyi iştendir; amellerinizi (eylemlerinizi) zayi etmeyiz; o gün iyi işler yapanlara olan ecir ve mükafat; ve öylelerine hazırlanan cennet” gibi ayetler şu gerçeği açıkça dile getiriyor: İşte içinizden geçen yaptıklarınızın bilinmesi, duyulması, kaybolmaması kısacası sigortalanması isteğinin en güzeli Allah değil mi? O biliyor, görüyor, işitiyor. Bu yetmez mi? O duyuyor, işitiyor, anlıyor bu size yetmez mi?

“O kadar kaliteli ve güzel iş yaptım ama bilen kim, anlayan kim; İyiliklerime karşılık hep kötülük gördüm; Bu zamanda kimseye iyilik yapmayacaksın” diye sıralanan arabeski söylem ve düşüncelerin etrafımızda kol gezdiği, sanki bir hakikatmişcesine benimsendiği bir dünyada taze bir nefestir Allah ile olmak düşüncesi…

Bir iyiliğin mükafatı olarak  kanıksadığımız etrafın bilmesine endekslenen kazanç geçici, unutkan ve vefasız bir itibar ve kayıt ise, Yaratıcının bilmesi ile kazancımız bir anda milyonlar ruh, melek ve sonsuz ruhlu bir zaman oluyor. O’nun bilişi eylemlerimizi adeta sonsuzluğa rabteden bir garanti oluyor.

İnsanların bilmesine ve vefasına bakan iyiliğiniz o insanların sayısı adedince iken O’nun bilmesi ile kanaat ettiğiniz iyilikleriniz ise taşa yazılır gibi kaybolmaz.

O var ise her şey var; O olmadı mı ne var ki?

Bu biliş ve düşünce ile minik eylemleriniz koca kıymetler alırken, bu düşünce ve biliş hayatın dışına itildiğinde koca koca bellediğimiz eylemlerimize minicik kıymetler düşüyor. Hani çok zenginken yanlış bir hesap ile korkunç iflas geçiren insanların durumu gibidir bu. Aslında Allah’ın kıyısına kenarına bile değil, hayatımızın tam merkezine dahil edilmemiş tüm hesaplar bir hesap hatasıdır. Ve bilinçteki bu milimetrik zannedilen sapma açısının eylemlerde kilometrelere varması sonuçlarının bedel ve acılarını tüm hayatların, sanatların, coğrafyaların, bilimlerin, tabiatın  neresinde ödemiyoruz ki?

Modern insan, özellikle de modern müslümanın sorunu hesap bilmemesi değil, yaptığı hesaba Allah’ı dahil etmemesi…Her an ve yerde O’nun hissedilmesi ve olduğu düşüncesinin hassasiyeti yani bu borcun deyn yani dinin hassas ve ciddi bir mesele olduğu gerçeği neden?

Meselemiz taraftarlık değil, para, şöhret vs değil. Bu meselenin hayatiliği, hayatın her yerinde olan kısaca hayatın olmazsa olmazı olan ahlakı, vicdanı, dürüstlüğü, yardımseverliği, helal kazancı ve fedakarlığı oluşturan tek ve en ciddi kurumun din oluşudur. İnsan doğasında vicdan oluşturan tek kurum din olduğuna göre, vicdan üzerindeki en sağlam yaptırım iman ile sağlandığına göre ve vicdan olmadan mutlak anlamda ahlak olamayacağına göre bu gerçekten kaçışın bedellerini hep beraber çekeceğiz demektir. Ahlaksız, vicdansız, kötümser, huzursuz, kolaycı, ve her şeye kul tipler…

Keşke, “O’nun her şeyi görür, işitir ve bilir” diye tekrar takrar dediğimiz bilgiyi sınav sorusunun bir cevabını bilmek gibi değil de yaşayarak, hissederek derin derin tefekkür ederek bilseydik…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner359

banner362