Yerel siyasetin doğasında tartışma vardır.

Belediye başkanları, il başkanları, milletvekilleri ve valiler zaman zaman farklı bakış açılarıyla karşı karşıya gelebilir. Bu durum demokrasinin de kamu yönetiminin de doğal bir sonucudur. Ancak bu tartışmaların hararetinde çoğu zaman gözden kaçan önemli bir gerçek vardır: Vali makamı yalnızca bürokratik bir görev değil, aynı zamanda siyasi güvenin de tecelli ettiği bir makamdır.

Türkiye’de vali olmak, herhangi bir siyasi partinin il başkanı, ilçe ve belde belediye başkanı olmaktan çok daha uzun, meşakkatli ve çok katmanlı bir kariyer yolculuğunun sonunda ulaşılabilen bir konumdur. Kaymakamlıkla başlayan, vali yardımcılığıyla devam eden ve yıllara yayılan idari tecrübeyle şekillenen bu süreç; bilgi, deneyim, liyakat ve devlet terbiyesi gerektirir. Ancak bütün bunlar, valilik makamının siyasi boyutunu yok saymayı mümkün kılmaz.

Çünkü valiler, devletin illerdeki en üst düzey temsilcileridir ve görevlerine Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle atanırlar. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yapılan bu atama, valilik makamının yalnızca teknik ve bürokratik bir görev olmadığını açıkça ortaya koyar. Bu nedenle her vali ataması yalnızca mesleki yeterliliğin değil, aynı zamanda merkezi siyasi iradenin güveninin de bir yansımasıdır. Bir kişinin valilik makamına ulaşması sadece sınavlar, hizmet yılları ve bürokratik performansla açıklanamaz; aynı zamanda devlet yönetimini elinde bulunduran siyasi otoritenin o isim hakkında verdiği güven kararını da içerir.

Nitekim bunun en somut örneklerinden biri, valilik makamından bakanlığa uzanan kariyerlerdir. Uzun yıllar mülki idare amirliği ve valilik yapan isimlerin daha sonra İçişleri Bakanlığı gibi görevlere getirilmesi tesadüf değildir. Bu durum, valilik makamının yalnızca idari değil, aynı zamanda stratejik bir devlet görevi olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır.

Örneğin 2002 yılında göreve başlayan, yıllarca kaymakamlık ve vali yardımcılığı yaptıktan sonra 2021 yılında valiliğe yükselen bir mülki idare amirinin kariyerine bakıldığında dikkat çeken ilk unsur, istikrarlı ve kademeli yükseliştir. Böyle bir kariyer çizgisi yalnızca mesleki başarıyı değil, aynı zamanda merkezi yönetimin o kişiye duyduğu güveni de gösterir. Çünkü Türkiye’de hiçbir vali, Cumhurbaşkanının ve siyasi iradenin güvenini almadan o makama gelemez. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yapılan atamanın anlamı da tam olarak budur.

Tam da bu nedenle özellikle iktidar partisine mensup yerel bir siyasetçi, bir valiyi eleştirirken ya da onunla siyasi bir polemiğe girerken karşısındaki kişinin yalnızca bir bürokrat olmadığını unutmamalıdır.

Her valinin bir memleketi, yıllar içinde görev yaptığı şehirlerde kurduğu insani ve kurumsal ilişkileri vardır. Bir vali, kariyeri boyunca farklı illerde görev yaparken yalnızca idari tecrübe biriktirmez; aynı zamanda o şehirlerin siyasetçilerini, kanaat önderlerini ve etkili isimlerini tanır, onlarla kalıcı bağlar kurar. Bunun yanında mezun olduğu üniversite çevresinde yıllar içerisinde oluşan dostluk ve meslek ilişkileri de göz ardı edilmemelidir. Bugün siyasetin, bürokrasinin, akademinin ve iş dünyasının kritik noktalarında görev yapan pek çok kişiyle aynı sıraları paylaşmış, aynı eğitim ortamında yetişmiş olabilir. Bu durum, valilerin yalnızca görev yaptıkları illerle sınırlı olmayan; ülkenin farklı kurumlarına ve karar alma mekanizmalarına uzanan doğal bir ilişki ağına sahip olmalarını da beraberinde getirir. Bu nedenle bir valiyi, bulunduğu ilin sınırları içine sıkışmış sıradan bir bürokrat gibi görmek büyük bir yanılgıdır. O makamda oturan kişi çoğu zaman Türkiye’nin farklı bölgelerine uzanan geniş bir ilişki ağına, yılların oluşturduğu güçlü bir kurumsal itibara ve farklı çevrelerde tesis edilmiş güven ilişkilerine sahiptir.

Vali; bulunduğu makam itibarıyla hem devlet otoritesini hem de o dönemin siyasi iradesinin kendisine duyduğu güveni temsil eder. Devlet otoritesini temsil ettiği kadar, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kendisine tevdi edilen siyasi güveni de temsil eder.

Bu durum elbette valileri siyasi aktör hâline getirmez. Ancak onları tamamen siyasetten bağımsız, yalnızca teknik bürokratlar olarak değerlendirmek de gerçeklerle bağdaşmaz. Türkiye’nin yönetim pratiğinde valilik makamı, bürokrasi ile siyasetin kesiştiği en önemli kurumlardan biridir.

Bu nedenle valiler hata yaptıklarında eleştirilmelidirler, hatta gerektiğinde sert bir şekilde de eleştirilebilirler. Halkın, basının ve muhalefet partilerine mensup siyasetçilerin sert ve aleni eleştiri özgürlüğü, hukuk devleti sınırları içinde oldukça geniştir. Ancak aynı durum, iktidar partisine mensup siyasetçiler için geçerli değildir. Çünkü vali, onların karşısında duran bağımsız bir siyasi aktör değil; aynı siyasi iradenin takdiri ve güveniyle görev yapan bir kamu görevlisidir. Bu nedenle iktidar partisine mensup siyasetçilerin valilere yönelik eleştirilerini kamuoyu önünde ve aleni bir biçimde dile getirmeleri, yalnızca valiyi hedef alan bir tutum olarak değerlendirilemez. Böyle bir eleştiri, kaçınılmaz olarak o valiyi göreve atayan ve görevde tutan siyasi iradenin tercihlerini de tartışmaya açar. Bu sebeple iktidar mensuplarının, varsa eleştirilerini kamuoyu önünde değil, kurumsal ve idari kanallar üzerinden sağlam ve tutarlı raporlar halinde ve kişiselleştirmeden iletmeleri beklenir.