(kişisel bir değerlendirme)

2011 yılı Kurban Bayramını da uğurladık. Daha dün bayramdı. Bugünse günlük yaşamın koşturmacası içinde savruluyoruz. Her bayram bir başka yorgunluk getiriyor insana. Hele ki büyük şehirler böyle günlerde bir başka yorgun yapıyor insanı. Bayrama dair her devinim sanki şehirlerarası yolculuk etmek gibi bir şey.

Benim gibi gurbette yaşayanlar için bayramlaşma, bayramda çıkamamışsa eğer o gurbet elinden, illa ki telefonda yoğunlaşıyor. Telefonun diğer ucundaki seslerle teselli bulmak bayramların bir başka şekeridir aslında.

Bu bayram Güneydoğu’nun değişik illerinden aldığım bayram telefonları çoğunluktaydı. Adıyaman’dan, Siirt’ten, Batman’dan, Urfa’dan ve diğer yerlerden… Kendi üyelerimizden Türkiye Gençlik Konseyi’nin gençlerine, Karacadağ’ın göçerlerine kadar…

Arayanların ilgi, sevgi ve saygısına her daim layık olmayı arzu ederken, özellikle Karacadağ göçerlerinin bayramımı kutlamalarından bahsetmek istedim kısaca. Tüm uğraşlarımıza rağmen, ben onların sorunlarının çözümü yönünde henüz somut bir sonuç göremesem de, onlar her seferinde birer vefa örneği gösteriyorlar.

Bayramın ilk günü Karacadağ Türkmen Derneği Başkanı Nusret Kaya, sonra Göçer Eyüp aradı. Ertesi gün Muhtar Seydi, sonra Göçer Kadri… Bayramın son günü de Maruf’un babası Seydo aradı. Karacadağ’ın Siverek yöresi göçerleri bunlar. Devletin dağ başında unuttuğu vatandaşları diyorum ben onlar için. Malları var ama mülkleri yok… Çağın getirdiği her türlü modern yaşam şartlarının farkındalar ama hiç birisinden faydalanamıyorlar.

Tek tek aramaları, hal, hatır sorup bayramımı kutlamaları mutlu ediyor beni. En büyük zenginliğim bu olsa gerek.

Maruf’un babası dedim Seydi Kılıç için. Telefondaki ilk sözleri özür dilemeyle başladı. Yaklaşık bir ay önce gerçekleştirdiğimiz, Ankara’daki göçer çalıştayına beklediğim halde, sorunun asıl sahipleri olarak burada olmaları gerekirken gelmemişlerdi. “Bana kızdın, biliyorum ama bayramını kutlamak için aradım” diyordu Seydi Kılıç. Eh bu sözler, bu telefon karşısında artık kızgınlık, kırgınlık kalmazdı…

Dağ başındaki yaman yaşamla mücadele ederlerken, her birinin farklı bir hayat hikâyesi çıkıyor ortaya. Seydi’nin küçük yaşta torunları var. Bunlardan ikisi hasta. 9 yaşındaki Saniye’nin Ankara’da, Hacattepe Hastanesinde tedavileri devam ediyor. 4 yaşındaki diğer küçük kızın da bir gün aniden hasta olduğu ortaya çıkıyor. Hastalık konusu derin mevzu. O da şimdi Antep’te tedavi oluyormuş.

Yeni bir hastalık, yeni bir vakayla karşılaştıkları ya da önemli bir sorunları olduğu zaman hemen beni arıyorlar. Bu aramaların gerçek nedeni, duygusal ve psikolojik anlamda bir dayanak aramalarıdır, kendilerini ifade etmek istedikleri birisinin varlığına duydukları güvendir, samimiyettir.

Başkanı olduğum Güneydoğum Derneğinin faaliyetleri içerisinde göçerlerin sosyal sorunlarıyla da yakından ilgilenmeye çalışıyoruz. Onların yaşamsal sorunlarına toplumsal temelde çözümler ararken, sorunlarının topyekûn çözülmesi için mücadele ederken, o kadar çok kişisel sorunları ön plana çıkıyor ki, o sorunların dışında kalabilmek mümkün olmuyor.
Onlar beni bir bir ararlarken, bayramımı kutlarlarken ben de konuya “Benim en büyük zenginliğim bu işte” dedim.

Nedeni;
Bu çalışmalarla hedeflediğim en küçük bir kişisel hesabım yoktur. Siyasetçilerle durum değerlendirmesi yapıyorum ama siyaset yapmıyorum. Bir gün yapar mıyım? Öyle bir hesabım da yok. Sivil toplum ruhu geliştiği zaman insan artık her şeyi toplumsal anlamda düşünüyor, insanların sorunlarını kendi sorunu olarak görüyor. Vatan-Millet-Sakarya denir ya hani, işte öyle bir şey…

Hiçbir şey beklemezsiniz, devamlı fedakârlık yapan tarafsınızdır. Hem maddi, hem manevi anlamda yorulursunuz. O yorulmanın karşılığı bazen bir hiçtir bazen de insanların size bir hatır sorma lütfü, bayramınızı kutlama nezaketidir. İşte o nezakettir ki sizin en büyük zenginliğiniz olur. Bu da sizin samimiyetinizle ilintili bir durumdur.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner359

banner362