“Yıllardır radrasyonlu çay içiyoruz, nükleeri de ekmeğin arasına koyar yeriz.”

Bir ihtimal daha var, sadece seyretmek. Elimiz kolumuz bağlı nükleer enerjiye bakıp, ne zaman bir felaket başımıza gelecek diye beklemek. Bırakalım ülkemizde olduğunu komşu ülkelerde olunca bile nasıl bir tehdit altında olduğumuzu biliyoruz artık. Sesimiz çıkarsak da yine dinleyen biz oluyoruz, ulaşmıyor ulaşması gerekenlere. Neden tartıya koymuyoruz, zararlara neden kimse parmak basılmıyor, cici gösterilmeye çalışılıyor mutfak tüpü kılıfına giydirilerek.

Dünyamızı neden kendi ellerimizle yok etmeye çalışıp bahaneler yaratıyoruz ki, bir türlü anlam veremiyorum. Çernobil’i tam unuttuk derken, Japonya aynı sahneleri gözler önüne seriyor ve bu olaylar karşısında insanların onaylanması bekleniyor, mantığa aykırı kurallar.

Hayvanlar, hava, su ve toprak… Bunlarda nasbini alan sessiz kahramanlar. Kendimizle beraber elementlerimizi de peşimizden sürüklüyoruz farkında olmadan.

Hep uyuyoruz ve uyutuluyoruz, çikolatanın ambalajına kapılıp sarılıyoruz iki elle. Reklam kısımları gözlerimizi o kadar kamaştırıyor ki, göremiyoruz anlam yüklediklerimizi bile.

Gerekliliği tartışılmalı ama zararlar neden konuşulmuyor, masa altı yapılıyor her zaman. İnsanlığı tehdit eden nükleeer enerji gibi basit gözüken ama derin olan bir konu neden refranduma gitmiyor.

Daha biz bu ülkede evsel, tıbbı atıklarla başedemiyoruz, nükleer atıklara yıllarca güvenli bir şeklilde nasıl muhafaza edeceğiz çok merak ediyorum.

Yenilenebilir enerji kaynaklarımızı tüketmek varken biz neden birbirmizi tüketiyoruz?
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner359

banner362