Son zamanlarda devam ediyor mu bilmiyorum ama kısa süre öncesine kadar vardı. Şehir içi minibüslerde yaşanan o eğreti durum. “Şu polis noktasını geçene kadar bir zahmet çömelin abi, polis görmesin”. Ankara’da şehir içi minibüslerinde zaman zaman şahit olduğum bir durumdu ayaktaki yolculara olan bu muamele.
 
Bazen karşı sesler gelir, “madem ayakta yolcu yasak neden alıyorsunuz” diye. Yanılmıyorsam aynı uygulama bir ara belediye otobüsleri için de söz konusu idi. Hatta insanlar da bundan memnun oldular. Ayakta gitmiyoruz, turşu gibi olmuyoruz en azından diye sevindiler. Gel gelelim kazın ayağı öyle değildi. Ayakta gitmeyecekti ama hiçbir araca da binemeden saatlerce durakta bekleyecekti. Çünkü bu uygulama getirilirken alt yapı düzenlemesi yapılmış mıydı, toplu taşım hatlarına yeteri kadar toplu taşım aracı verilmiş miydi? Tabi ki hayır. Duraklarda bekleyen, saatlerce sıfır derece soğukta dikilen insanları düşünerek ayakta da olsa alan sürücüler ceza yemeye başladılar. Bir noktada sürücüleri yolcu almaya zorlayan, o zor hava şartlarında bekleyen, işlerine geç kalan yolcular oluyordu.
 
Geçtiğimiz hafta iki günlüğüne Tarsus’a gitmiştim. Mersin’den Tarsus’a gelmek için şehirlerarası çalışan ve TOK otobüsleri denilen minibüslere bindim. Yolda polis çevirmesi vardı. Şoför kenara çektikten sonra evraklarını alarak polislerin yanına gitti. Muavin de ayaktaki yolculara “çömelin abi, polis sizi görmesin” diye komut verdi. Kulağa gelen mırıldanmalar vardı yolculardan; “yasaksa neden alıyorsunuz?”. Demek ki ‘çömelin polis görmesin’ durumu devam ediyor diye düşündüm.
 
Konuya değişik açılardan bakmak lazım. Özellikle büyük şehirlerde, toplu taşım araçları yeterli değildir. Duraklarda bekleyen insanların çokluğu sürücüleri ayakta yolcu almaya zorluyor. Duraklarda bir toplu taşım aracına binmenin zor olduğunu gören vatandaş işine gitmek için arabasıyla çıkmayı tercih ediyor. Bu da şehir içi trafiği kilitliyor. Büyük şehirlerin yeraltı treni gibi yeraltı ulaşım olanakları sınırlı olduğu için yer üstü ulaşım şekilleri içler acısı durumdadır. Ankara gibi Başkent olan bir ilde bile bir dış semtten merkezi semtlere gitmek çok zor. Keçiören, Çayyolu, Çankaya semtlerinden Kızılay’a yeraltı treni olsa insanlar neden arabalarını alsınlar ki? Üstelik de o araba park yeri ararken başa bela oluyor. Yerel yönetimler, çözemedikleri bu trafik sorunlarının içinde hala boğuşup duruyorlar.
 
Ayakta yolcu almanın diğer bir boyutu da toplu taşım araçlarının getirisi yönünden irdelenebilir. Bir minibüste kaç tane oturacak yer var? Taş çatlasın 15 veya 16. Bu kadar yolcuyla o minibüs kendini kurtarabilir mi? Ya da belediye otobüslerinin döner sermayeye katkısı olabilir mi? Sıkış, tıkış ayakta yolcu alınmasının önüne geçilebilir ama ayakta yolcu alınmasını sıfırlamak toplu ulaşımı toptan maddi zorluğa sürükler. Hani büyük marketlerin kasalarında beş ürüne kadar diye bir kolaylık var, ayakta yolcu olayına da böyle bir düzenleme getirilebilir.
 
Alt yapı düzenlenmeden, tüm yolcuları oturacak şekilde taşımaya zorlamak ne kadar doğrudur? Bir hatta çalışan minibüs ya da otobüs sayısı öncelikle ihtiyaç olduğu kadar artırılmalı ondan sonra böyle bir uygulamaya gidilmelidir. Daha ilk duraklardan dolan araçlara ara duraklarda bekleyen vatandaş nasıl binebilsin ki? Üstelik ayakta sıkış, tıkış halde bile binemezken…
 
***
 
İçeride sigara içilir
 
Birkaç gün önce, Ankara’nın Kızılay semtinde, kafelerin bol olduğu bir sokaktan geçiyordum. Hangi sokak, hangi kafe olduğuna dikkat bile etmedim. Kafelerin önünde durmuş tellallık yapan, içeri davet eden çığırtkanlar dikkatimi çekti. Söylediklerine kulak verdim; “Buyurun, buyurun, içeri buyurun, kahve falı bakılır, içeride sigara içilir”.
 
İçeride sigara içmenin reklâmının yapıldığı günlere kaldık yani. Kapalı mekânlarda sigara içilmesi yasaklandı ama sigara içilmeyen kapalı mekân kaç tane var acaba? Bu tür yasaklardan medet ummak yerine çocukları daha yetişme çağında iken zararlı maddelerden uzak tutmanın, onların beyinlerine bunu kazımanın yolları aranmalıdır. Gençlerin özellikle lise çağlarında sigaraya alıştığını hepimiz biliyoruz. Öyleyse daha ilköğretimde iken sigara, uyuşturucu gibi zararlı maddelerin dersleri işlenmeli, çocuklar bilinçlendirilmeli, bu tür alışkanlıkların özentiyle yapılmaması gerektiği onlara yerleştirilmelidir. Bir tarafta kapalı mekânlarda sigara içme yasağı getirisiniz, belki de yakın gelecekte açık alanlarda da bu tür yasaklar olacaktır, diğer tarafta sigarayla mücadele konusunda yapılan hiçbir şey yoktur. Üstelik de tüm dünyada tütün sektörü canlı tutulmaktadır. Şöyle bir uygulamaya  çıksanız, 18 yaşını doldurmamış gençlere sigara satan bir dolu yer tespit edersiniz.
 
Yasaklarla bir yere varılmayacağını hepimiz düşünür, hepimiz söyleriz ama o yasaklara gelmeden, yasakları doğuran nedenlerin köküne inmeyiz. Ayakta yolcu almak yasak. Kapalı mekânlarda sigara içmek yasak. Güzel, çok memnunum. Ama gelin yasaklara neden olan sorunların çözümüne gidelim, vatandaş da rahat etsin yasakları koyanlar ve uygulayanlar da.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner359

banner362