Marka derken akıllara ürün etiketi veya ambalaj gelmesin. Aslında yazının geliştiği, dijitalin zirve yaptığı modern çağda marka hakimiyettir, güçtür. Günümüz dünyasında başarılı olan ülkelerin, kentlerin markaları insanlarıdır, o şehirde doğup büyümüş, enerjisini ekmeğini yediği şehre harcayan, sorunlarını çok iyi analiz etmiş ve o şehrin bağrından çıkmış memleket severleridir.

Çünkü her ülke ve her şehir kendi markasıyla gelişir; buna sayısız örnekler verebiliriz.

Öncelikle şunu söyleyelim ki: Marka şehir derken, olur olmaz her belediyenin etrafta afili afişler yapıştırmak için kullandığı kelimeden söz etmiyoruz. Marka şehir adı altında rant kapmaya çalışan ilçe ve kasaba sloganları değil demek istediğimiz.

Marka şehir kavramı diyorsak, bir Paris olamasanız, ya da bir Barcelona değilseniz keza İstanbul olamıyorsanız bile marka haline gelecek kültürel öğeler ve tarihle bezenmiş bir gezi kitapçığına sahip olmanız gerekir ki bunu en azından turistik bir ürüne çevirebilesiniz.

Peki, gelelim yaşadığımız şehre; Siirt'e. Bir kere dünyada trenle gidilemeyen hiçbir marka şehir yoktur.

Oysa bu kadim coğrafya geçmişte bağrından yetişen onca değerli insanın yaptığı hizmetlerle kadirşinaslığını göstermiş, insanlığa hizmette sınır tanımamıştı.

Şehir olarak ve ürün olarak markamız yok, kabul. Peki, neden marka ismimiz yok? O da mı imkansız? Oysa memleketimizin bağrından çıkmış o kadar genç, idealist, girişimci ruhu olan, memleketin sorunlarını kendi alanında çözecek onlarca yetenekli pırıl pırıl cevherlerimiz var. Her biri işlenmeye hazır birer maden cevheri gibi heba olup gidiyor.

Bu topraklarda öyle insanlar yetişti ki, değil sadece Siirt'i, Türkiye'yi bile yönetebilecek seviyede… Ancak hayat bu, boşluk kaldırmaz. Ne siyasette, ne ticarette, ne ekonomide, ne de bilimde bu cevherlere şans verilmeyince, birçoğu özgüvenlerini yitirip kendi kabuklarına çekildi, bazıları da memleketi terk etti. Şehir yarım kaldı.

Olacağı buydu. Eğer kendi yeteneklerimizi keşfetmezsek, yarın bu şehrin bilimi, halk dili, edebiyatı, müziği, folkloru, gelenekleri, inançları ve dahası kültürü unutulur gider. Diğer yarısını da kaybederiz.

Bize düşen sorumluluk şudur: Fiziki ve psikolojik engelleri ortadan kaldırıp, ancak 1000 kişiden bir kişinin sahip olduğu dehaların önünü açmalıyız. Onları desteklemeli, motive etmeli, gelişimlerine katkıda bulunacak tesis, laboratuvar, atölye, proje desteği, ne gerekiyorsa hizmetlerine sunmalıyız.

Çünkü; ister sanatçı olsun, ister sporcu, bilim insanı, iş insanı fark etmez… Yolumuzu açacak olan gençlerin önünü açmazsak 22. Yüzyıla kadar memleketin tabelası bile kalmaz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
MEHMET DEMIR 3 ay önce

Çok doğru katılıyorum ve bu güzel yazı dan dolayı da teşekürler Niyazi bey
Cok değil dışarda ki SIIRT lilerden bir iki kisi siirte yaptırıp yapsalar bi hareketlilik olurken örneğin porlant turkiyeyi bırak dünyada tanınan bir marka peki bu Siirt Porlant olunamaz mıydı siirtliler yapmassa neden siirtli olmayanlar dan bekliyelimki. Iyi çalışmalar
Mehmet DEMIR

banner359

banner362