Kadınlar basının baş tacı olmaya devam ediyor. Basının zengin malzemesi her zamanki gibi yine kadın.

Bugünkü gazete ve haber kaynaklarına şöyle bir göz atınca, kadın ağırlıklı haberler dikkatimi çektiği için böyle bir yorum yaptım.

 

Üç konu, üç kadın:

 

Kadından yana olumlu ya da olumsuz söz, olay, davranış, ne varsa manşetlerde. Bir bakıma iyi, kadının gündemde kalmasını sağlıyor. Bir bakıma da kötü, olumsuz yansıyan haberlerle kadın konusundaki duruşumuz, alamadığımız mesafe ortaya çıkıyor.

Bugün böyle düşünmemi gerektiren haberler şöyle:

-Iğdır’da töre cinayetine kurban giden Zelal;

-Mardin’de esnafı yılbaşı süsü için fırçalayan bayan Milletvekili Şahkulubey;

-Annesinin erkek çocuk doğurma uğruna öldüğüne ağlayan bir başka bayan vekil.

 

Her üç bayan da toplumu ilgilendiren çok önemli konularda haber olmuşlar.

 

Önce erkek çocuk doğurmak için ölen anneye değineceğim:

AKP Ağrı Milletvekili Fatma Kotan, annesinin, erkek çocuk doğurmak uğruna, yasak olduğu halde üçüncü kez hamile kaldığını, bu nedenle hayatını kaybettiğini ağlayarak anlatıyor. Ve çok haklı olarak, bu ülkede erkek çocuk tutkusunun artık bitmesini vurguluyor.

Urfa’da bir toplantıda konuşurken ağlayan bu bayan milletvekili aslında ağladığı için haber konusu oluyor. Ağladığı konudan dolayı haber konusu olsaydı bugüne kadar o sorun çoktan çözüm bulurdu. Bir milletvekili, hem de bayan, üstelik de ağlıyor. Haberciye göre işte güzel bir haber konusu; “Kadın vekilin gözyaşları”.

Aynı konu, yani erkek çocuk doğurma uğruna ölüm konusu, bir erkek konuşmacı tarafından (ve ağlamadan) anlatılsaydı acaba aynı şekilde haber olacak mıydı?

 

İkinci olarak Mardin’de söylediği sözler nedeniyle üç gündür manşet olan, köşe yazarlarının önemli malzemesi olan Mardin Milletvekili Gönül Şahkulubey’in gündeme gelişine değineceğim:

Gönül Hanım AKP’nin Güneydoğu’daki toplam üç bayan milletvekilinden birisidir. Bugüne kadar kamuoyu tarafından duyulup tanındığını sanmıyorum. 2011 yılbaşı kutlamaları için dükkânını süsleyen esnafa kızınca birden bire gündeme oturdu. Manşetlerde, köşe yazılarında kendisine yer buldu. Burada Sayın Şahkulubey’in Türkiye tarafından tanınmak gibi bir avantajı dışında hiçbir kazanımı olmadığını düşünüyorum. Çünkü yazılıp çizilenler genellikle eleştirel temeldedir. Mardin gibi çok kültürlülüğün hüküm sürdüğü, Türk-Kürt-Arap-Süryani ve başka kimliklerin bir arada ve hoşgörü içinde yaşadığı bir şehirde ‘yılbaşı süsü mubah değildir’ çıkışı yapmak doğru değildir.

Ancak aynı konu bir erkek milletvekiliyle gündeme gelseydi aynı yankıyı bulacak mıydı? Bu çıkış bir bayan milletvekili tarafından yapıldığı için mi bu kadar yankılandı?

 

Üçüncü olarak değineceğim konu, bu toplumun en önemli acılarından birisidir. Töre cinayeti… Ya da namus davası… Bizim topluma özgü, kabul edilmesi mümkün olmayan bir vahşet.

Iğdır’da bir genç kız sevdiği gence kaçıyor. Ailesi, karşılığında para istiyor, erkek tarafı parayı veremeyip kızı geri gönderiyor. Kızın ailesi de kızı öldürüyor. Haberin doğrusu eğer verildiği gibiyse, şimdi bunun adı nasıl namus davası oluyor? Sanki biraz para davasına dönüşmüş mesele. O para erkek ailesi tarafından verilseydi bu kız sonradan öldürülmeyecek miydi? Hangi taraftan bakılsa kavram karmaşası.

 

Toplumun büyük bir kesiminin sosyolojik olarak en derin yaralarından birisi olarak karşımıza çıkıyor maalesef töre cinayetleri. Ülkenin her köşesinde yaşanabilen bu olaylar, Doğu’da-Güneydoğu’da daha yoğun yaşanıyor. Manşetlerde çok sık rastladığımız ve yabancısı olmadığımız haberler bunlar. Böyle bir haber duyulduğunda ah vah, ederiz, sonra unutur gideriz. Ta ki ikincisini duyana kadar. Unutmaya zaman kalmadan bir ikincisini duyarız zaten. Ama bu konuların önüne nasıl geçileceğini toplumsal duyarlılıkla hiç değerlendirmeyiz. Sivil toplum kuruluşları bu konularda önemli görevler üstlenmek zorundadır. Bizdeki sivil toplum iradesi kendi içindeki kavgaları bile aşamamaktadır. Madalyonun öbür yüzüne gelince; çıkıp töre cinayetleriyle ilgili bir çalışma yapmak, kamuoyu oluşturmak isteseniz zemin yaratmak ne mümkün ki ses duyurasınız. Her köşeden bir engel çıkar karşınıza yapmayın, böyle hassas konuları işlemeyin diye.  

 

Kadın konularının hassas yaşandığı bir ülkeyiz. Kadın konusunun basında bol malzeme yapıldığı bir ülkeyiz. Kadın konusunda kadın dayanışmasının olmadığı bir ülkeyiz.

 

Yukarıda, iki bayan milletvekilini, iki farklı konuyla, toplum sosyolojisi yönünden önemli iki konuyla haber yapıldığı için irdeledim. Birisi bu toplumun erkek çocuk tutkusu ve kadınların ölümüne doğurma zorunluluğu. Diğeri toplumu kendi biçtiği kalıpta görme arzusu. Yorumlarımı tamamen yapılan haberlerin doğruluğunu kabul ederek yaptım.

 

Bu toplumda, ülkenin her köşesinde, eskiden de, bugün de, kadının, ölse bile, erkek çocuk doğurana kadar doğurmak zorunda olduğu kültürü hep vardı, hep var. Sayın Bayan vekilin, konuyla ilgili ağladığını duymak yerine bu konudaki çalışmalarının basında yer aldığını görmek isterdim. Çalışmaları olduğunu düşünüyorum çünkü kendisi TBMM Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyon Üyesi olarak tanıtılıyor.

 

Mardinli bayan milletvekilimizin ise yılbaşı süsü polemiği dışında, Mardin’de çocuk yaşta evlendirilen, töre cinayetlerine kurban giden kız çocuklarının, kadınların sesi olduğunu görmek isterdim.

 

Bugün TBMM’de 50 civarı kadın milletvekili bulunmaktadır. Türkiye siyasi tarihindeki en yüksek kadın milletvekili sayıdır bu rakam. Parlamento için yeterli değil ama bir kadın dayanışmasının öncülüğünü yapmak için de az sayılmaz. Kendileri tarafından yürütülen, kadın konularındaki olumsuzlukların önüne geçecek ne bir çalışma, ne bir gelişme basında yer almadı. Varsa eğer lütfen manşetlere bunları taşısınlar.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner359

banner362